Yukarı Çık
Ana Sayfa | English
Androloji Bülteni Cilt: 21 Sayı: 3

 







 
: 21 (3)
Cilt: 21  Sayı: 3 - 2019
Özetleri Gizle | << Geri
1.
Kapak
Cover

Sayfa I

2.
Danışma Kurulu
Reviewers

Sayfa II

3.
Başkan'dan
From the President

Sayfa III

4.
Editör'den
From the Editor

Sayfa IV

5.
İçindekiler
Contents

Sayfa V

KLINIK ARAŞTIRMA MAKALESI
6.
Adölesan varikosel tedavisinde uygulanan üç farklı cerrahi yöntem sonuçlarının karşılaştırılması
Comparison of the results of three different surgical methods in the treatment of adolescent varicocele
Murat Uçar, Ahsen Karagözlü Akgül, Ahmet Ender Caylan, Bilge Turedi, Mustafa Faruk Usta, Nizamettin Kılıç, Emin Balkan, Erol Güntekin
doi: 10.24898/tandro.2019.97268  Sayfalar 83 - 88
AMAÇ: Adölesan dönem varikosel tedavisinde henüz fikir birliğine ulaşılmış ve ideal teknik tanımlanmış değildir. Açık cerrahi (mikroskopi yardımlı veya değil) veya laparoskopik teknikler tedavide kullanılan cerrahi yöntemlerdir. Bu çalışmada laparaskopik, mikroskopik, ve açık varikoselektomi tekniklerinin sonuçlarının karşılaştırılması planlanmıştır.
GEREÇ ve YÖNTEMLER: 2003–2018 yılları arasında varikosel tedavisi yapılmış olan adölesan ve preadölesan hastalar geriye dönük olarak üç ayrı grupta değerlendirildi. Laparoskopik varikosel ligasyonu (LVL) yapılan hastalar grup 1’e, mikroskopik varikoselektomi (MV) yapılan hastalar grup 2’ye, subinguinal makroskopik varikoselektomi (SV) yapılan hastalar grup 3’e alındı. Operasyona ait ve operasyon sonrası takip dönemi verileri açısından üç grup birbiri ile karşılaştırıldı.
BULGULAR: Grup 1’de 30 hasta, grup 2’de 43 hasta, grup 3’de 40 hasta olmak üzere toplam 113 hastanın verisi retrospektif olarak analiz edildi. Tüm çalışma grubunun yaş ortalaması 13,2 yıl idi. Gruplar arasında taraf ve varikosel derecesi açısından anlamlı fark yoktu. Ortanca operasyon süresi grup 1, 2 ve 3’de sırasıyla 55 (35–70), 50 (40–80) ve 55 dakika (40–70) olarak saptandı (p>0,05). Operasyon sonrasında hidrosel gelişimi, gruplarda sırasıyla toplam 3, 1 ve 2 hastada saptandı (p>0,05). Varikosel nüksü LVL grubunda görülmezken MV grubunda 3 hastada, SV grubunda ise 7 hastada görüldü (p>0,05). Postoperatif testis volüm kaybı Grup 1’de 3 hastada, Grup 2’de 1 hastada görülürken Grup 3’de hiçbir hastada görülmedi. Gruplar arasında sonuçlar veya komplikasyonlar açısından klinik farklılıklar olmasına rağmen yaş ve operasyon esnasında bağlanan damar sayısı haricinde istatistiksel anlamlı bir fark bulunmadı.
SONUÇ: Adölesan varikosel tedavisinde her üç tekniğin de başarı ile uygulanabileceği ancak mikroskobik veya lup ile büyütme altında yapılan varikoselektomi tekniğinde komplikasyon görülme oranının daha az, klinik başarı ihtimalinin ise daha yüksek olduğu görülmüştür.
OBJECTIVE: In the treatment of adolescent varicocele, there isn’t any consensus and the ideal technique is not yet defined. Open surgery (microscopy-assisted or not) or laparoscopic techniques are surgical methods used in treatment. We planned to compare the results of microscopic, laparoscopic and open varicocelectomy techniques.
MATRERIAL and METHODS: Patients who underwent varicocele therapy between 2003–2018 were evaluated retrospectively in 3 groups. Patients who underwent laparoscopic varicocele ligation were included in Group 1, patients who underwent microscopic varicocelectomy were included in Group 2 and patients who underwent subinguinal varicocelectomy were included in Group 3. Three groups were compared in terms for operation and postoperative follow-up data.
RESULTS: The study included 113 patients, 30 patients in Group 1, 43 patients in Group 2, 40 patients in Group 3. The mean age was 13.2 years. There was no significant difference between groups in terms of side and varicocele degree. The median operation times for group1.2 and 3 were 55 (35–70), 50 (40–80) and 55 min. (40–70) (p>0.05). The hydrocele development after surgery was detected in 3, 1 and 2 patients, respectively (p>0.05). Varicocele recurrence was not seen in the LVL group, but it was seen in 3 patients in the MV group and in 7 patients in the SV group (p>0.05). Postoperative testicular volume loss was detected in 3 patients in Group 1, 1 patient in Group 2 and in Group 3 no patient was detected. There was no statistical significant different between groups although there were clinical differences between the groups in terms of results or complications.
CONCLUSION: In the treatment of adolescent varicoceles, it was found that all 3 techniques can be used successfully but in microscopic or under magnification (via loop) techniques, complication rates seem to be much less and clinical successful rates seem to be much higher.

7.
Evlilik süresinin prematür ejakülasyona etkisi
Effect of duration of marriage on premature ejaculation
Erdem Kısa, Mehmet Zeynel Keskin
doi: 10.24898/tandro.2019.47113  Sayfalar 89 - 92
AMAÇ: Prematür ejakülasyon (PE) en sık gözlenen erkek cinsel fonksiyon bozukluklardan biridir. Bu çalışmada, evlilik süresinin erkek bireylerin ejekülasyon süresine olan etkisini araştırmayı amaçladık.
GEREÇ ve YÖNTEMLER: 2014 Temmuz – 2018 Temmuz tarihleri arasında, infertilite polikliniğine başvuran, yaşam boyu PE şikayeti olan 18–40 yaş arası 156 hastanın ve semen analizi için polikliniğe başvurmuş, PE şikayeti olmayan 541 kontrol hastasının kayıtları retrospektif değerlendirildi. Çalışma grubundaki hastaların ejakülasyon süreleri, klinik değerlendirmede tahmini intravajinal ejakülasyon gecikme süresi IELT (self-estimated IELT) değerlerine göre kaydedildi. Tahmini IELTS süresi >1 dk.’dan uzun olan 541 (%77,6) hasta grup 1, <1 dk.’dan kısa olan 156 (%22,3) hasta grup 2 olarak belirlendi. Çalışma grubundaki bireylerin yaşları, partner yaşları, PEDT skorları, evlilik süreleri ve ilişki sıklıkları da karşılaştırıldı.
BULGULAR: Grup 1’de toplam 541 hasta, grup 2’de 156 hasta vardı. Grup 1’de IELTS süresi 194,7±21,4 sn., grup 2’de ise 23,1±4,4 sn. saptandı. Grup 1’de PEDT Skoru 5,2±2,4 iken, grup 2’de 15,8±3,1 idi (p<0,001). Grupların yaşları, partner yaşları, evlilik süreleri ve ilişki sıklıkları arasında istatistiksel fark saptanmadı. Erkek yaşı, kadın yaşı ve evlilik süresinin PE üzerine etkilerini değerlendirdiğimizde, sadece evlilik süresinin PE üzerine istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi olduğu saptandı (p=0,016). Evlilik süresinde 12 ay (1 yıl) bir artış erkeklerde PE riskini 1,1 kat, evlilik süresinde 120 ay (10 yıl) bir artış ise PE riskini 1,8 kat artırmaktadır.
SONUÇ: Erkek bireylerde cinsel ilişkinin belli evlilik süresinden sonra alışkanlık ve rutinlik kazandığı ve bunun sonucunda, PE riskini artırdığı görüşündeyiz. Çalışmamızın bulgularının daha kapsamlı, uzun dönemli prospektif çalışmalarla desteklenmesi gerektiğini düşünmekteyiz.
OBJECTIVE: Premature ejaculation (PE) is one of the most common male sexual dysfunctions. We aimed to evaluate the relation between the duration of marriage and the ejaculation time in males.
MATRERIAL and METHODS: We retrospectively reviewed the records of 697 patients over the age of 18 years, who applied with complaints of longlife PE in our andrology clinic between July 2014 and July 2018. Ejaculation time of the patients in the groups were recorded according to the self-estimated intravaginal ejaculation latency time (IELT) in the clinical assessment. Patients whose ejaculation time was >1 minute were classified group 1 and whose ejaculation time was <1 minute were classified group 2 patients. The ages of the individuals in the study group, age of partners, PEDT scores, marital durations and relationship frequencies were also compared.
RESULTS: A total of 541 patients were in group 1 and 156 patients in group 2. Self-estimated IELT was determined as 194.7±21.4 sec in group 1 and 23.1±4.4 sec in group 2. The PEDT score was 5.2±2.4 in group 1 and 15.8±3.1 in group 2 (p <0,001). Group 2 had higher mean duration of marriage (68.4±52.8 months vs 80.4±62.4 months) than group 1, but there were no statistically significant differences. The effect of marriage duration on PE is statistically significant (p=0.016). A 12-month increase in marriage duration results in a 1.1-fold increase in risk of PE.
CONCLUSION: This study concluded that an increased marriage duration resulted in an increase in PE risk. Moreover, we think that our findings should be supported by more prospective and comprehensive studies.

8.
Türk toplumundaki yaşlı erkeklerde işeme pozisyonunun işeme sonrası rezidüel idrar hacmi üzerine etkisi
The effect of voiding position on post-voiding residue in aging men in turkish society
Cavit Ceylan, Şenol Tonyalı, Serkan Doğan, Sedat Yahşi, Emre Uzun
doi: 10.24898/tandro.2019.07078  Sayfalar 93 - 96
AMAÇ: Türk toplumundaki erkeklerde işeme pozisyonunun işeme sonrası idrar miktarı [post-voiding rezidü (PVR)] üzerine etkisini araştırmak.
GEREÇ ve YÖNTEMLER: 2017–2018 yıllarında alt üriner sistem semptomu (AÜSS) ile polikliniğe başvuran ve PSA yüksekliği nedeni ile ultrasonografi eşliğinde transrektal iğne biyopsisi (TRİB) planlanan hastalar çalışmaya dahil edildi. Hastaların demografik bilgileri, üroflowmetri parametreleri [maksimum idrar akım hızı (Q max), ortalama idrar akım hızı (Q ortalama), transrektal ultrasonografide prostat hacimleri ve PVR değerleri kayıt edildi. Hastalar işeme alışkanlığına göre iki gruba ayrıldı: Grup 1=Ayakta işeme alışkanlığı olan hastalar; Grup 2=Çömelerek işeme alışkanlığı olan hastalar.
BULGULAR: Çalışmaya toplam 88 hasta dahil edildi. İki grubun karşılaştırılmasında sırasıyla PSA düzeyleri, prostat hacimleri, üroflowmetride işenen hacim, Q max, Q ort ve PVR açısından anlamlı fark saptanmadı (p=0,993, p=0,887, p=0,449, p=0,093, P=0,209, p=0,063). Yaş ve prostat hacmi ile PVR arasında istatiksel olarak güçlü bir korelasyon gösterildi (p<0,001, p<0,001).
SONUÇ: Yaşlı Türk erkek popülasyonunda ayakta ve çömelerek işemenin işeme sonrası mesanede kalan idrar hacmi üzerine herhangi bir etkisinin olmadığı gösterilmiştir.
OBJECTIVE: To investigate the effect of voiding position on postvoiding residue (PVR) in male Turkish population.
MATRERIAL and METHODS: Patients who were admitted to the outpatient clinic with lower urinary tract symptoms (LUTS) in 2017–2018 and who were scheduled for ultrasound-guided transrectal needle biopsy (TRIB) due to PSA elevation were included in the study. Demographic information, uroflowmetry parameters [maximal urinary flow rate (Q max), mean urinary flow rate (Q mean)], prostate volumes in transrectal ultrasound were recorded. The patients were divided into two groups according to their habit of voiding: Group 1=Patients voiding at standing-up position; Group 2=Patients voiding at squatting position.
RESULTS: A total of 88 patients were included in the study. No significant difference was found between the two groups in terms of PSA levels, prostate volumes, voided volume, Q max, Q average and PVR (p=0.993, p=0.887, p=0.449, p=0.093, P=0.209, p=0.063). There was a statistically significant correlation between age and prostate volume and PVR (p<0.001, p<0.001).
CONCLUSION: It has been shown that voiding at standing or squatting position has no effect on post-voiding residual urine volume in elderly Turkish male population.

9.
Ebelik öğrencilerinin evlilik dışı cinsel ilişki hakkındaki görüş ve tutumları
Views and attitudes of midwife students on premarital sex
Saadet Gonca Mavi Aydoğdu, Betül Uzun, Duygu Murat Öztürk
doi: 10.24898/tandro.2019.07269  Sayfalar 97 - 104
AMAÇ: Bu çalışma, ebelik öğrencilerinin evlilik dışı cinsel ilişki konusundaki görüş ve tutumlarını belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir.
GEREÇ ve YÖNTEMLER: Tanımlayıcı nitelikteki araştırma, 2017–2018 öğretim yılı/bahar yarıyılında Amasya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi ebelik bölümü öğrencileriyle yürütülmüştür (N=86). Veriler araştırmacılar tarafından literatürden yararlanılarak hazırlanan, öğrencilerin sosyo-demografik özellikleri ile evlilik dışı cinsel ilişki konusundaki görüş ve tutumlarını değerlendiren iki form kullanılarak toplanmış ve SPSS paket programında analiz edilmiştir.
BULGULAR: Araştırmaya katılan öğrencilerin yaş ortalaması 20,08±2,18 yıldır. Öğrencilerin %68,6’sı cinsel ilişki hakkında yeterli bilgiye sahip olduğunu, %58,14’ü cinsellikle ilgili bilgileri yazılı/görsel basından edindiklerini, %79,07’si cinsellikle ilgili konuları ailesi ile rahatça konuşamadığını, %87,2’si dini inançlarının cinsel deneyim yaşamalarına engel olabileceğini ifade etmiştir. Öğrencilerin cinsel ilişki hakkındaki bilgi düzeyleri ile sınıfları arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p=0,000): 1. sınıfların %43,33’ü, 2. sınıfların %65’i, 3. sınıfların %83,33’ü ve 4. sınıfların %100’ü cinsel ilişki hakkında yeterli bilgiye sahip olduklarını belirtmiştir.
SONUÇ: Öğrenciler cinsellikle ilgili konularda karar verebilme, kararlarının sorumluluğunu üstlenebilme, karşılaştığı sorunlara profesyonelce davranabilme, gerektiğinde destek alabilme gibi konularda güçlendirilmeli ve toplumsal değer yargılarının, verecekleri hizmeti etkilememesi amacıyla cinsel sağlıkla ilgili gereksinimleri saptanmalı, öğrencilere gereksinim duydukları konulara yönelik eğitimler verilmelidir.
OBJECTIVE: This study was carried out in order to determine the opinions and attitudes of midwifery students on non-marital sexual intercourse.
MATRERIAL and METHODS: The descriptive research was carried out with the students of midwifery department of the Faculty of Health Sciences of Amasya University in 2017–2018 academic year/spring semester (N=86). The data were collected by using two forms which were prepared by the researchers by using the literature and evaluating their opinions and attitudes about the socio-demographic characteristics of the students and out-of-marriage sexual intercourse and analyzed in SPSS package program.
RESULTS: The mean age of the students was 20.08±2.18 years. It was determined that 68.6% of the students had sufficient information about sexual intercourse, 58.14% of the students got written information from the related information, 79.07% of them could not speak comfortably with their family and 87.2% stated that their religious beliefs may prevent them from having sexual experiences. There was a significant difference between the knowledge levels of students about sex and their class (p=0.000): 43.33% of the first class, 65% of the second class, 83.33% of the third class and 100% of the fourth class have enough knowledge about sexual intercourse.
CONCLUSION: Students can be strengthened in matters such as deciding on relevant issues, taking responsibility for their decisions, acting professionally with the problems they are facing, receiving support for their needs, and affecting the value of the social value judgments. Sexual health related needs should be identified and trainings should be given to the subjects that students need.

10.
Azospermi tanılı her hastaya mikroskopik testiküler sperm ekstraksiyonu öncesi perkütan testiküler sperm aspirasyonu yapılmalı mı?
Should percutaneuous testicular sperm aspiration be performed before testicular sperm extraction in all patients with azoospermia?
Özkan Onuk
doi: 10.24898/tandro.2019.09821  Sayfalar 105 - 109
AMAÇ: Azospermili erkeklerde perkütan testiküler sperm aspirasyonu (PTSA) basit, minimal invaziv bir yaklaşım olarak bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı ilk girişim olarak PTSA yapılmasının yararını araştırmaktır.
GEREÇ ve YÖNTEMLER: Hastanemizde non-obstruktif azospermi (NOA) tanısı alan ve mikrocerrahi testiküler sperm ekstraksiyonu (mTESE) ve PTSA yapılan 128 ardışık hastanın tıbbi verileri retrospektif olarak incelendi. Hastalardan serum total testosteron (T), foliküler uyarıcı hormon (FSH), luteinize edici hormon (LH), ve prolaktin (PRL) düzeyleri istendi. Hastalara genetik analiz yapıldı. Verileri değerlendirilen 128 NOA hastasına tek cerrah tarafından önce PTSA ve sperm bulunamaması durumunda mTESE yapıldı. Hastalar PTSA, sperm bulunan mTESE ve sperm bulunamayan mTESE olarak 3 gruba ayrıldı.
BULGULAR: Üç grup arasında yaş, FSH, LH, Prolaktin ve Testosteron değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). Üç grup arasında infertilite süresi açısından anlamlı fark izlendi (p<0,05) Hastalara ağrı nedeniyle VAS (Vizüel Analog Skala) skorları bakıldı. PTSA olan hastalarda VAS skoru 1,93±0,96, mTESE yapılan ve sperm bulunan grupta 2,32±0,74, mTESE yapılıp sperm bulunmayan grupta ise 5,41±1,15 olarak saptandı.
SONUÇ: Çalışmamızda önceden hangi hastaya PTSA yapacağımız ön görülememektedir. Bu nedenle PTSA yöntemindeki fayda ve morbidite azlığından dolayı, her hastaya mTESE öncesi PTSA yapılmasının uygun olacağı kanısındayız.
OBJECTIVE: Percutaneuous testicular sperm aspiration (PTSA) is known as an easy and minimal invasive procedure in men who have azospermia. In this study we are in the aim of evaluating if PTSA is beneficial as a first step procedure.
MATRERIAL and METHODS: In our study we analyzed the records of 128 patients who underwent mTESE and PTSA with the diagnosis of non-obstructive azoospermia (NOA) retrospectively. The serum levels of total testosterone (T), follicular stimulating hormone (FSH), luteinizing hormone (LH) and prolactine (PRL) were measured in all patients. All the patients underwent genetical analysis. The patients diagnosed with NOA underwent PTSA which was performed by only one surgeon at first, then mTESE was performed secondly by the same surgeon if there was no sperm extraction wşth PTSA. All of 128 patients were evaluated in three groups; sperm extracted patients with PTSA, sperm extracted patients with mTESE and no sperm extracted patients with any procedures.
RESULTS: There were no significant differences between the serum levels of FSH, LH, PRL, T and age statistically (p>0.05) but it differs significantly in all three groups regarding the periods of infertility. The patients who have pain were scored with VAS (Visual Analogue Scale) was 1.93±0.96 for the group sperm extracted patients with PTSA; 2.32±0.74 for the group of sperm extracted patients with mTESE and 5.41±1.15 for the group of no sperm extraction with any procedures respectively.
CONCLUSION: In this study it cannot be predicted which patient may benefit by the PTSA procedure. We are of opinion that performing PTSA before mTESE procedure may be beneficial regarding to low morbidity risk.

11.
Önceden hasta başı asistans tecrübesi olan konsol cerrahının robotik radikal prostatektomi sonrası kontinans ve potens sonuçları: ilk 50 vaka
Continence and potency outcomes after robotic radical prostatectomy in the hands of console surgeon with previous experience as a bedside assistant: first 50 cases
Hacı İbrahim Çimen
doi: 10.24898/tandro.2019.14890  Sayfalar 110 - 114
AMAÇ: Daha önceden hasta başı asistanı tecrübesi olan konsol cerrahının robotik radikal prostatektomi fonksiyonel sonuçlarını sunmak.
GEREÇ ve YÖNTEMLER: Eylül 2016 – Temmuz 2018 yılları arasında prostat kanseri nedeniyle robotik radikal prostatektomi operasyonu uygulanan ilk 50 hastanın verileri retrospektif olarak değerlendirildi. Postoperatif kontrollerde hiç ped kullanmama yada güvenlik pedi kullanma kontinan, 1 ped kullanımı hafif derecede, 2 ped ve üzeri ise şiddetli derecede inkontinans olarak değerlendirildi. Uluslararası cinsel işlev formu (IIEF5) skoru >21 olan hastalar potent, ≤21 olanlar ise impotent olarak kabul edildi.
BULGULAR: Ortalama hasta yaşı 64,06±6,15 ve ortalama takip süresi 14,9±6,9 aydı. Bilateral sinir koruyucu, tek taraflı sinir koruyucu ve sinir korumasız cerrahi sırasıyla 37 (%74), 4 (%8) ve 9 (%18) hastaya uygulandı. Sadece 2 (%4) hastada postoperatif Clavien grade 3 ve üzeri komplikasyon görüldü. Cerrahi sınır pozitifliği 11 (%22) hastada tespit edilirken, 5 (%10) hastada biyokimyasal nüks tespit edildi. Postoperatif 6. ayda 40 (%87) hasta kontinan iken, potent hasta sayısı ise 21 (%45,7) olarak bulundu.
SONUÇ: Konsol cerrahisi öncesi hasta başı asistans tecrübesine sahip olmak robotik cerrahinin fonksiyonel sonuçlardaki avantajlarına ek olarak komplikasyon oranlarını da minimalize etmektedir.
OBJECTIVE: To present the robotic radical prostatectomy functional results of the console surgeon with previous experience as a bedside assistant.
MATRERIAL and METHODS: The medical records of the first 50 patients who underwent robotic radical prostatectomy between September 2016 – July 2018 were reviewed retrospectively. Continence was described as no using pad or using safety pad. Mild incontinence was described as using 1 pad daily while using 2 and more pads described as severe incontinence. Patients with the International Index of Erectile Function (IIEF-5) score >21 were defined as potent, ≤21 were defined as impotent.
RESULTS: Mean age was 64.06±6.15 and mean follow-up time was 14.9±6.9 months. Bilaterally, unilaterally and non nerve sparing surgery was performed in 37 (74%), 4 (8%) and 9 (18%) patients, respectively. Clavien grade 3 and higher complication was occurred in only 2 (4%) patients. Surgical margin involvement was detected in 11 (22%) patients and 5 (10%) patients developed biochemical recurrence. Forty (87%) patients were continent and 21 (45.7%) patients were potent at the 6th month postoperatively.
CONCLUSION: Having experience as a bedside assistant before console surgery also minimizes complication rates in addition to the advantages of robotic surgery in functional outcomes.

DERLEME
12.
Varikosel patofizyolojisi 2019
Pathophysiology of varicocele 2019
Ahmet Karakeçi, İrfan Orhan
doi: 10.24898/tandro.2019.72621  Sayfalar 115 - 118
Erkek infertilitesinin en sık düzeltilebilir patolojisi olarak saptanan varikosel, normal popülasyonda yaklaşık olarak %13–15 oranlarında belirlenmektedir. Genel popülasyonda bu kadar yüksek oranlarda saptanması ve hastaların %11,7’sinde de semen parametrelerinin normal değerlerde tespit edilmesi, varikosel ve infertilite arasındaki patofizyolojik süreçlerin değerlendirilmesinde yeni araştırma konularını gündeme getirmiştir. Konvansiyonel olarak varikoselin erkek üreme sistemine olası patofizyolojik etkisi, beş ayrı mekanizma ile değerlendirilmektedir. Bu mekanizmalar; hipertermi, hipoksi, toksik sürrenal metabolitlerin reflüsü, hipogonadizm ve kadmium birikmesi olarak bildirilmektedir.
Varicocele, which is the most frequently treatable pathology of male infertility, is detected in approximately 13–15% of the normal population. Determination of such high rates in the general population and the detection of semen parameters in normal values in 11.7% of patients has led to new research topics to evaluation of the pathophysiological processes between varicocele and infertility. Conventionally, the possible pathophysiological effect of varicocele on male reproductive system is evaluated by five different mechanisms. These mechanisms are reported as hyperthermia, hypoxia, reflux of toxic cyclical metabolites, hypogonadism, and cadmium accumulation.

13.
İnternet ve cinsellik
Internet and Sexuality
Özden Tandoğan, Ümran Oskay
doi: 10.24898/tandro.2019.54154  Sayfalar 119 - 122
İnternet günlük hayatımızda sık kullandığımız bir araç olup çoğu insan tarafından cinsel aktiviteler için kullanılan bir ortam haline gelmiştir.
İnternetin günlük hayatımızda popülerliği cinsellik üzerinde de birtakım değişikliklere neden olmuştur. Cinsel içerikli sitelere erişimlerin
maliyetinin az olması, cinsel fantezilerin internette daha kolay dile getirilmesi bu popülerliği giderek daha da arttırmaktadır. İnternette pornografi kullanımı, çevrimiçi cinsel ilişki ve mastürbasyon amaçlı olmakla birlikte internetteki seks mağazalarıyla yeni bir ortam yaratılmıştır. Pornografinin yaygınlaşmasıyla birlikte ergen gelişimi de etkilenmiş, adölesanların erken yaşta cinsel ilişkiye girme olasılığını arttırmıştır. İnternet tabanlı cinsel eğitim web sitelerinin az veya kullanılmaması nedeniyle yanlış cinsellik öğrenilmektedir. İnternetin kullanımıyla geniş kitlelere uygun maliyetli eğitim verilip cinsel sağlık iyileştirilebilir. İnternet doğal cinselliğin çeşitliliğini etkilemiş, kullanıcılara tek tip cinselliği benimsetmiştir. Ancak internetin gey ve biseksüel erkeklerin cinselliklerini keşfetmelerinde veya cinsel kimliklerinin ortaya çıkmasına da
yardımcı olmaktadır. İnternetin cinselliğe etkisinin avantajlarının yanı sıra dezavantajları da tartışma konusudur.
The Internet is a tool we use frequently in our daily lives and has become an environment used by most people for sexual activities. The popularity of the Internet in our daily lives has also led to changes in sexuality. The low cost of access to sites with sexual content, and the ability to express sexual fantasies on the Internet more popularly increases this popularity. The use of pornography on the Internet is intended for online sexual intercourse and masturbation, but a new environment has been created with sex shops on the Internet. With the widespread use of pornography, adolescent development has also been affected and increased the likelihood of adolescents having sexual intercourse at an early age. False sexuality is learned because of little or no use of internet-based sexual education websites. With the use of the Internet, cost-effective education can be provided to large audiences and sexual health can be improved. The Internet has influenced the diversity of natural sexuality and has made users adopt uniform sexuality. However, it also helps the gay and bisexual men discover their sexuality or reveal their sexual identity. The advantages and disadvantages of the Internet as well as the sexuality are discussed.

14.
Androloji Yayınları ve Kongre Takvimi
Publications and Congress Calendar of Andrology

Sayfalar E1 - E2
Makale Özeti | Tam Metin PDF