e-ISSN 2587-2524
Volume : 23 Issue : 4 Year : 2021

Dizinler
Androloji Bülteni - : 23 (4)
Cilt: 23  Sayı: 4 - 2021
1.
Kapak
Cover

Sayfa I

2.
Danışma Kurulu
Reviewers

Sayfalar II - III

3.
Başkan'dan
From the President

Sayfa IV

4.
Editör'den
From the Editor

Sayfa V

5.
İçindekiler
Contents

Sayfa VI

ORIJINAL ARAŞTIRMA
6.
Distal hipospadias nedeniyle uygulanan operasyon prosedürlerinin erişkin dönem seksüel fonksiyonlara etkisi
The effect of surgical procedures due to distal hypospadias on adult sexual functions
Kubilay Sarıkaya, Çağrı Şenocak, Fahri Erkan Sadioğlu, Muhammed Arif İbiş, Ömer Faruk Bozkurt
doi: 10.24898/tandro.2021.81598  Sayfalar 219 - 223
AMAÇ: Çocukluk döneminde distal hipospadias nedeniyle operasyon geçirmiş erişkinlerde, yapılan operasyon tipine göre cinsel fonksiyonların değerlendirilmesi.
GEREÇ ve YÖNTEMLER: Çocukluk döneminde tek seans distal hipoapadias operasyonu geçirmiş toplam 48 erişkin erkek katılımcı çalışmaya dâhil edilmiştir. Katılımcılar yapılan operasyon tipine göre meatal ilerletme ve glanüloplasti (MAGPI), üretral ilerletme ve glanüloplasti (URAGPI), glanüler yaklaştırma plastisi (GAP) ve tübülarize insize plak üretroplasti (TIPU) olarak dört gruba ayrılmıştır. Katılımcıların uluslararası erektil işlev -5 skoru (IIEF-5), prematür ejekülasyon değerlendirme skoru (PEDT), orgazmik işlev skoru (OI), cinsel istek skoru (CI), cinsel memnuniyet skoru (CM) ve genel memnuniyet skorları (GM) belirlenerek gruplar karşılaştırılmıştır.
BULGULAR: Katılımcıların 12 (%25,0)’sine MAGPI, 9 (%18,8)’una URAGPI, 9 (%18,8)’una GAP ve 18 (%37,5)’ine TIPU prosedürü uygulandığı tespit edilmiştir. Katılımcıların median IIEF-5 skoru MAGPI grubunda 22,5 (21,25–24), URAGPI grubunda 21 (16–23,5), GAP grubunda 23 (21,5–24,5) ve TIPU grubunda 22,5 (20,75–24) bulunmuştur (p=0,201). Katılımcıların median PEDT skoru ise MAGPI grubunda 5,5 (4–7,75), URAGPI grubunda 6 (4,5–11,5), GAP grubunda 6 (2,5–7,5) ve TIPU grubunda 5,5 (3,75–7) bulunmuştur (p=0,813). Median OI, CI, CM ve GM skorları bakımından da gruplar arasında anlamlı fark olmadığı görülmüştür (p=0,899, p=0,316, p=0,107 ve P=0,504, sırasıyla).
SONUÇ: Çocukluk döneminde tek seans distal hipospadias cerrahisi geçirmiş erişkinlerin erektil işlev ve prematür ejekülasyon parametrelerinin yapılan operasyon tipinden etkilenmediği tespit edilmiştir
OBJECTIVE: Evaluation of the sexual functions in adults who have undergone surgery for distal hypospadias in childhood, according to the type of operation performed.
MATRERIAL and METHODS: A total of 48 adult male participants who underwent a single-session distal hypoapadias operation during childhood were included in the study. Participants were divided into four groups according to the type of operation performed: meatal advancement and glanuloplasty (MAGPI), urethral advancement and glanuloplasty (URAGPI), glanular approximation plasty (GAP) and tubularized incised plate urethroplasty (TIPU). Participants’ international index of erectile function -5 score (IIEF-5), premature ejaculation diagnostic tool (PEDT), orgasmic function score (OF), sexual desire score (SD), intercourse satisfaction score (IS) and overall satisfaction score (OS) were determined and groups were compared.
RESULTS: It was determined that 12 (25.0%) of the participants had MAGPI, 9 (18.8%) URAGPI, 9 (18.8%) GAP and 18 (37.5%) TIPU procedure. The median IIEF-5 score of the participants was 22.5 (21.25–24) in the MAGPI group, 21 (16–23.5) in the URAGPI group, 23 (21.5–24.5) in the GAP group, and 22.5 (20.75–24) in the TIPU group (p=0.201). The median PEDT score of the participants was 5.5 (4–7.75) in the MAGPI group, 6 (4.5–11.5) in the URAGPI group, 6 (2.5–7.5) in the GAP group, and 5.5 (3.75–7) in the TIPU group (p=0.813). There was no significant difference between the groups in terms of median OF, SD, IS and OS scores (p=0.899, p=0.316, p=0.107 and P=0.504, respectively).
CONCLUSION: It was determined that the erectile function and premature ejaculation parameters of adults who had undergone singlesession distal hypospadias surgery during childhood were not affected by the type of operation performed.

7.
Erektil disfonksiyon ve/veya prematüre ejakülasyon tanısı alan erkeklerde çift uyumunu yordayan değişkenler nelerdir? Cinsiyet rolleri, depresyon, anksiyete, stres, kişilik özellikleri ve benlik saygısı
What are the variables predicting dyadic adjustment in men with erectile dysfunction and/or premature ejaculation? Sex roles, depression, anxiety, stress, personality traits and self-esteem
Gökay Ata, Özden Yalçınkaya Alkar, Fatih Hızlı, Halil Basar
doi: 10.24898/tandro.2021.98470  Sayfalar 224 - 231
AMAÇ: Bu araştırmanın amacı erektil disfonksiyon ve/veya prematüre ejakülasyon tanısı alan bireylerin, çift uyumlarını yordayan değişkenlerin belirlenmesidir. Bu amaçla çalışmaya cinsiyet rolleri, depresyon-anksiyete- stres ve kişilik özellikleri değişkenleri dahil edilmiştir.
GEREÇ ve YÖNTEMLER: Yaşları 26–76 aralığında, erektil disfonksiyon ve/veya prematüre ejakülasyon tanısı alan evli 101 kişiden veri toplanmıştır. Değişkenler arası ilişkileri incelemek amacıyla korelasyon analizi ve hiyerarşik regresyon analizi gerçekleştirilmiştir.
BULGULAR: Kadınsılık cinsiyet rolü, depresyon-anksiyete-stres, nörotisizm, deneyime açıklık ve olumsuz değerlik ile çiftlerin uyumu arasında anlamlı ilişkilerin olduğu bulgusu elde edilmiştir. Ayrıca çiftlerin uyumunun kadınsılık, deneyime açıklık, olumsuz değerlik ve depresyon- anksiyete-stres değişkenleri tarafından yordanırken nörotisizm ve deneyime açıklık kişilik özelliklerinin çiftlerin uyumunu yordamadığı bulgusu elde edilmiştir.
SONUÇ: Erektil disfonksiyon ve/veya prematüre ejakülasyon tanısı alan bireylerin kadınsılık cinsiyet rolü ve deneyime açıklık kişilik özelliği arttıkça ilişki doyumu artarken; olumsuz değerlik kişilik özelliği ve depresyon-anksiyete-stres düzeyi arttıkça evlilik doyumunun azaldığı görülmektedir.
OBJECTIVE: The aim of this research is to determine the variables that predict dyadic adjustment of individuals diagnosed with erectile dysfunction and/or premature ejaculation. For this purpose, sex roles, depression-anxiety-stress and personality traits variables were included in the study.
MATRERIAL and METHODS: Data were collected from 101 married individuals, aged 26–76, diagnosed with erectile dysfunction and/or premature ejaculation. Then, correlation analysis and then hierarchical regression analysis were performed to examine the relationships between variables.
RESULTS: It was found that there were significant relationships between the sex role of femininity, depression-anxiety-stress, neuroticism, openness to experience, negative valence and dyadic adjustment. In addition, it was found that neuroticism and openness to experience did not predict dyadic adjustment, while femininity, openness to experience, negative valence, and depression-anxiety-stress variables predicted dyadic adjustment.
CONCLUSION: While the relationship satisfaction of individuals diagnosed with erectile dysfunction and/or premature ejaculation increases as the feminine sex role and personality trait open to experience increase; It is observed that as the negative valence personality trait and depression-anxiety-stress level increase, marital satisfaction decreases.

8.
Üreter taşı için üreterorenoskopik cerrahi yapılan erkek ve kadın hastalarda JJ stent yerleştirilmesinin seksüel fonksiyonlar üzerine etkisi
The effect of JJ stent placement on sexual functions in male and female patients who underwent ureterorenoscopic surgery for ureteral stones
Arif Kalkanlı, Cem Tuğrul Gezmiş
doi: 10.24898/tandro.2021.57224  Sayfalar 232 - 237
AMAÇ: Çalışmada amacımız kadın ve erkek hastalarda üreterorenoskopik üreter taşı tedavisi (URS) sonrası JJ stent tatbikinin seksüel fonksiyonlar üzerinde etkisini araştırmaktır.
GEREÇ ve YÖNTEMLER: Mayıs 2020 – Temmuz 2021 tarihleri arasında URS yapılan 48 kadın ve 76 erkek hasta prospektif çalışmaya dahil edildi. İlk değerlendirmede hastalara kreatinin, tam idrar tetkiki, idrar kültürü ve üriner CT yapıldı. Hastaların yaş, BMI ve taş yükleri kaydedildi. Erkek hastalar için Uluslararası Erektil İşlev Formu-5 (IIEF-5), kadın hastalar için Kadın Cinsel İşlev Ölçeği (FSFI) formları işlem öncesi, işlem sonrası birinci ve üçüncü ay olmak üzere üç kez dolduruldu. JJ stent takılan hastaların ikinci ölçümleri stent çekilmesi için başvuru anında yapıldı. İşlem sonrası birinci ayda tüm hastalara tekrar CT çekildi ve rezidü taş kalıp kalmadığı tespit edildi.
BULGULAR: Erkek hastaların IIEF-5 skorları ortalaması işlem öncesi 24,45±8 iken birinci ayda 18,47±6,73’e düşmüş üçüncü ayda ise 23,95±8,55’e çıkmıştır (p<0,01). Kadın hastaların ortalama FSFI değerleri ise işlem öncesi 17,2±7,7 iken birinci ayda 12±5,12’ye düşmüş, üçüncü ayda ise 17,8±7,9’a yükselmiştir (p<0,01). Her iki cinsiyette JJ stent takılan hastaların takılmayanlara göre sorgulama formu skorlamaları ilk ölçüme göre birinci ay ölçümlerinde istatistiksel anlamlı şekilde daha fazla düşmüştür (IIEF-5: %23,33 vs %31,12; FSFI: %21,25 vs %30,88).
SONUÇ: URS yapılan hastalarda geçici seksüel fonksiyon gelişebileceği bilinmelidir. JJ stent takılan hastalarda seksüel fonksiyonlarda kötüleşme daha fazla meydana gelmektedir.
OBJECTIVE: The purpose of this study is to investigate the effects of JJ stent placement following ureterorenoscopic ureter stone (URS) treatment on sexual functions of male and female patients.
MATRERIAL and METHODS: 48 female and 76 male patients who underwent URS surgery between May 2020 and July 2021 were included in the study. During the first examination, creatinine level, urianalysis results, and urinary CT findings were recorded for each patient as well as their age, BMI and stone burden. International Index of Erectile Fuction (IIEF-5) and Female Sexual Function Inventory (FSFI) were answered for a total number of three times (first preoperatively, and then on the postoperative first and third month) by male and female patients, respectively. Second measures of patients for whom JJ stent was used were taken when they applied for the removal of the stent. All patients received CT on the postoperative first month to assess the presence of possible residue stones.
RESULTS: Mean IIEF-5 scores of male patients was 24.45±8 preoperatively, decreasing to 18.47±6.73 on the first postoperative month, and increasing to 23.95±8.55 on the third postoperative month (p<0.01). For female patients, mean FSFI value was 17.2±7.7 preoperatively, decreasing to 12±5.12 on the first month, and increasing to 7.8±7.9 on the third (p<0.01). Inquiry form scores of both male and female patients to whom JJ stent was placed showed a significantly higher decrease compared to patients for whom JJ stents were not used (IIEF-5: 23.33% vs 31.12%; FSFI: 21.25% vs 30.88%).
CONCLUSION: Temporary sexual dysfunction is likely to develop following URS procedures. Our results indicate that placement of JJ stent increases the severity of the sexual dysfunction.

9.
Gençlerin gebelikte cinselliğe ilişkin yanlış bilgi, tutum ve inançları
Inaccurate knowledge, attitudes, and beliefs of youth about sexuality during pregnancy
Elif Dağlı, Feyza Aktaş Reyhan
doi: 10.24898/tandro.2021.61482  Sayfalar 238 - 243
AMAÇ: Cinsel mitler, cinsellikle ilgili konularda bilimsel olmayan, yanlış ve abartılı inançlar olarak tanımlanmaktadır. Cinsel mitler özellikle gençler arasında yaygındır. Bu sebeple gençlerin cinsel mitlere karşı tutumlarını ve bilgi düzeylerini ortaya koymak önemlidir. Bu çalışma ile genç bireylerin gebelik süresince cinsel yaşama ilişkin yanlış bilgi, tutum ve inançlarını belirlemek amaçlandı.
GEREÇ ve YÖNTEMLER: Tanımlayıcı tipte olan bu araştırma, bir devlet üniversitesinin yüksekokulunda yürütüldü. Araştırmanın evrenini 2485 öğrenci, örneklemini ise 493 öğrenci oluşturdu. Araştırmanın verileri kişisel bilgi formu ve Gebelikte Cinsel Mitler Ölçeği ile toplandı. Bulguların yorumlanmasında frekans tabloları ve tanımlayıcı istatistikler kullanıldı. Parametrik olmayan yöntemlere uygun şekilde, Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis H testleri ve Bonferroni düzeltmesi istatistikleri uygulandı.
BULGULAR: Öğrencilerin yaş ortalamasının 21,19±1,86 (yıl) ve %56,4’ünün kadın olduğu belirlendi. Öğrencilerin %59,8’inin cinsellik konularını paylaşmakta sıkıntı yaşadığı ve %92,7’sinin ailesinde cinselliğin konuşulmadığı belirlendi. %80,9’unun cinsel sağlık eğitimi almadığı, %97,2’sinin gebelikte cinsel sağlık eğitimi almadığı belirlendi. Cinsel sağlık eğitimi alma durumuna göre gebelik ve cinsellik, bebeğe ilişkin endişe, cinsiyet/cazibe, gebeliğe ilişkin endişe alt boyut ve cinsel mitler ölçeği toplam puanları açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edildi (sırasıyla: Z=-8,820, p=0,000; Z=-9,494, p=0,000; Z=-10,902, p=0,000; Z=-11,684; p=0,000, Z=-12,950; p=0,000).
SONUÇ: Gençlerin çoğunluğunun cinsel eğitim almadıkları ve cinsel sağlık eğitimi almayan gençlerin gebelikte cinselliğe dair yanlış bilgi, tutum ve inançlarının daha fazla olduğu tespit edildi.
OBJECTIVE: Myths about sex are defined as unscientific, false, and exaggerated beliefs about sexual matters. Sexuality myths are especially prevalent among young people. For this reason, it is important to reveal young people’s attitudes towards and knowledge about sexuality myths. This study was conducted to determine young individuals’ inaccurate knowledge, attitudes, and beliefs about sex life during pregnancy.
MATRERIAL and METHODS: This descriptive study was conducted at the higher school of a public university. The population of the study consisted of 2485 students, and the sample included 493 students. The study data were collected via a personal information form and the Sexual Myths during Pregnancy Scale. Frequency tables and descriptive statistics were used to interpret the findings. Consistent with nonparametric methods, Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis H tests, and Bonferroni correction statistics were employed.
RESULTS: The mean age of the students was 21.19±1.86 (years), and 56.4% were female. It was determined that 59.8% of the students had difficulty sharing sexuality issues, 92.7% did not talk about sexuality in their families, 80.9% had not received sexual health education, and that 97.2% had not received sexual health education during pregnancy. A statistically significant difference was found in terms of the scores on the pregnancy and sexuality, anxiety about the baby, sex/attraction, and anxiety about pregnancy sub-dimensions and total scores on the scale of sexual myths according to the status of having received sexual health education (Z=-8.820, p=0.000; Z=-9.494, p=0.000; Z=-10.902, p=0.000; Z=-11.684; p=0.000; Z=-12.950; p=0.000, respectively).
CONCLUSION: It was determined that the majority of the young people in the study had not received sexual health education and that these young people had more inaccurate knowledge, attitudes, and beliefs about sexuality during pregnancy.

10.
Polikistik over sendromunda androjen seviyeleri ve seksüel disfonksiyon
Androgen levels and sexual dysfunction in polycystic ovary syndrome
Selvinaz Rümeysa Erol, Pınar Kadıoğlu
doi: 10.24898/tandro.2021.75002  Sayfalar 244 - 249
AMAÇ: Poliskistik over sendromunda (PKOS) seksüel fonksiyonun sorgulanmasını ve seksüel fonksiyonun andojen seviyeleri ile ilişkisini saptamayı amaçladık.
GEREÇ ve YÖNTEMLER: Yirmi beş PKOS tanılı hasta ve yaş, cins uyumlu 25 kontrol çalışmaya alındı. Kontrol ve hasta grubundaki bireylere Kadın Seksüel Fonksiyon İndeksi (FSFI) ve Beck Depresyon Anketi (BDA) yapıldı. Katılımcılardan serbest testosteron, total testosteron, dihidroepiandrostenodion sülfat (DHEA-S), androstenedion, prolaktin, seks hormon bağlayıcı globülin (SHBG), follikül uyaran hormon (FSH), luteinizan hormon (LH) ve östradiol ölçümleri için örnekler alındı. Serbest androjen indeksi (SAİ) hesaplanıldı. PKOS hasta grubu ve kontrol grubu arasında bu değerler karşılaştırıldı.
BULGULAR: Sonuç olarak, PKOS hastalarında seksüel istek, uyarılma, lubrikasyon, tatmin ve orgazm bozuklukları ile ilgili skorlar, kontrol bireylerdekine benzer, depresyon ile ilgili skorlar ise kontrol bireylere göre daha yüksek görülmektedir. Total FSFI, istek, uyarılma, lubrikasyon, orgazm, seksüel tatmin skorlamaları ile androjen seviyeleri arasında korelasyon tespit edilmemiştir.
SONUÇ: Sonuç olarak, PKOS hastalarında seksüel istek, uyarılma, lubrikasyon, tatmin ve orgazm bozuklukları ile ilgili skorlar, kontrol bireylerdekine benzer, depresyon ile ilgili skorlar ise kontrol bireylere göre daha yüksek görülmektedir. Total FSFI, istek, uyarılma, lubrikasyon, orgazm, seksüel tatmin skorlamaları ile androjen seviyeleri arasında korelasyon tespit edilmemiştir.
OBJECTIVE: We aimed to examine sexual function and relationship between sexual function and androgen levels in polycystic ovary syndrome (PCOS).
MATRERIAL and METHODS: Twenty-five patients diagnosed with PCOS and 25 age, gender-matched controls were enrolled into the study. Subjects were evaluated with female sexual function index (FSFI) and Beck Depression Inventory (BDI) questionnaires. Free testosterone, total testosterone, dehydroepiandrosterone sulfate (DHEA-SO4), androstenedione, prolactin, sex hormone binding globulin (SHBG), follicle-stimulating hormone (FSH), luteinizing hormone (LH) and estradiol levels were measured and free androgen index (FAI) was calculated. We compared between patients and control groups these values.
RESULTS: Total FSFI score 26.17±4 was in the PCOS group whereas, healthy women had a total FSFI score of 28.61±4.68. FSD was diagnosed in 4 of 25 patients (% 16) while 5 of 25 (% 20) healthy women had FSD (p=0.57). There is no statistically significant difference between sexual desire (p=0.89), arousal (p=0.10), lubrication (p=0.057), orgasm (p=0.18) and satisfaction domain (p=0.78) scores. The sexual pain score (p=0.002) was found to be significantly lower in women with PCOS. BDI scores was significantly higher in PCOS women (p=0.002). No correlation was seen between androgen level and FAI and total FSFI score and domain score.
CONCLUSION: Scores related to sexual desire, arousal, lubrication, satisfaction and orgasm disorders in PCOS patients are similar to those of control individuals, while scores for depression are higher than control individuals. No correlation was found between total FSFI, desire, arousal, lubrication, orgasm, sexual satisfaction scores and androgen levels.

DERLEME
11.
Engelli kadınlarda üreme sağlığı sorunları ve hemşirelik yaklaşımı
Reproductive health problems in women with disabilities and nursing approach
Mevlüde Alpaslan Arar, Nülüfer Erbil, Fatma Yıldırım
doi: 10.24898/tandro.2021.16870  Sayfalar 250 - 255
Dünya genelinde cinsel sağlık ve üreme sağlığı (CS/ÜS) hizmetleri ve bu hizmetlere ulaşım artmış olsa da, özellikle kırsal kesimde yaşayanların, yoksulların ve engelli bireylerin CS/ÜS hizmetlerine erişimde hala büyük engeller bulunmaktadır. Dünya Engellilik Raporuna göre, insanların %15’i fiziksel, duyusal, entelektüel veya zihinsel bir engel ile yaşamaktadır ve bu engelli bireylerin %80’i düşük ve orta gelirli ülkelerdedir. Düşük ve orta gelirli ülkelerde yaşayan engelli kadınların CS/ ÜS hizmetlerine erişimleri, engelli bireylere yönelik sağlık hizmetleri alanındaki altyapı ve eğitim sorunları nedeniyle eşitsizliklerle karşı karşıya kalmaktadır. Engelli kadınların büyük çoğunluğu cinsel ve üreme sağlığı hususunda söz sahibi olamamakta, cinsiyetsiz olarak kabul edilmekte ve üreme hakları yokmuş gibi değerlendirilmektedir. Engelli kadınların cinsel yaşam, aile planlaması, üreme siklusu, menstrual hijyen davranışı, cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunma ve ebeveynliğe uyum sağlamada yaşadıkları sorunlar dikkat çekmektedir. Bu derlemede, engelli kadınların yaşadıkları CS/ÜS sorunlarını tanımlamak, toplumda bu konu ile ilgili farkındalık sağlamak ve sorunlara yönelik geliştirilen hemşirelik yaklaşımlarına yol gösterici olmak amaçlanmıştır.
Although sexual and reproductive health (SRH) services and access to these services have increased throughout the world, there are still major barriers to access to SRH especially for rural residents, the poor and the disabled. According to the World Disability Report, 15% of people live with a physical, sensory, intellectual or mental disability, and 80% of these disabled individuals are in low and middle income countries. Access of disabled women living in low and middle income countries to SRH services is faced with inequalities due to infrastructure and education problems in the field of health services for people with disabilities. The vast majority of women with disabilities cannot have a say in sexual and reproductive health, they are regarded as genderless and are considered to have no reproductive rights. It is noteworthy that the disabled have problems with sexual life, family planning, reproductive cycle, menstrual hygiene behavior, sexually transmitted diseases and adaptation to parenthood. In this review, it is aimed to describe SRH problems experienced by women with disabilities, to raise awareness about this issue in the society, and to guide nursing approaches developed for these problems.

12.
İnfertilitenin kültürel, ekonomik, psikososyal ve cinsel yönüne güncel bir bakış: Temel hemşirelik yaklaşımları
A current look at the cultural, economic, psychosocial, and sexual aspects of infertility: Basic nursing approaches
Hüsne Yücesoy, Fatma Yıldırım, Ebru Şahin
doi: 10.24898/tandro.2021.97360  Sayfalar 256 - 263
Çocuk sahibi olmak dünya genelinde pek çok kültürde statü ve değer kazanmak olarak algılanmaktadır. Türk toplumunda da çocuk sahibi olmak psikolojik, sosyal, ekonomik boyutları olan vazgeçilmez bir olgudur. İnfertilite çiftlerin ailelerini ve sosyal çevrelerini de etkileyebilen, psikolojik, sosyal ve tıbbi sorunların yanı sıra, kültürel, dini ve sınıfsal yönleri de bulunan yaşamsal bir krizdir. Bireylerin infertiliteye karşı tepkileri bireysel olarak farklılıklar gösterse de genel olarak benzer yönleri mevcuttur. İnfertilite, yaşam kalitesini bozan, eşler arasında cinsel uyumsuzluğa yol açabilen bir stres faktörüdür. Ayrıca infertilite çiftlere ek bir ekonomik yük getirmekte, çiftler arasında gerginliğe, şiddete ve boşanmalara yol açabilmektedir. Üreme tekniklerindeki gelişmeler, bireylere bir yönüyle umut olurken, diğer yönüyle özellikle kadınlarda kontrol kaybı, üzüntü, damgalanma gibi durumlar da oluşturmaktadır. Hemşirelerin, başa çıkılması oldukça zor olan bu kriz sürecinde infertil bireylere danışmanlık ve destek sağlamada önemli görevleri bulunmaktadır.
Having children is perceived as gaining status and value in many cultures worldwide. Having children in Turkish society is an indispensable phenomenon with psychological, social and economic dimensions. Infertility is a vital crisis, which can affect the families and social environments of couples and has cultural, religious and class aspects along with psychological, social and medical problems. Although individuals’ reactions to infertility differ individually, they generally have similar aspects. Infertility is a stress factor that impairs quality of life and can lead to sexual incompatibility between spouses. Also, infertility brings an additional economic burden to couples and may cause tension, violence and divorce among couples. While improvements in reproductive techniques are hope for individuals in one way, they also create situations such as loss of control, sadness, stigmatization especially in women. Nurses have an important role in providing consultancy and support to infertile individuals during this crisis which is very difficult to deal with.

13.
Non-obstruktif azoospermide micro-TESE: Önemli yenilikler
Micro-TESE in non-obstructive azoospermia: Major innovations
Kasım Emre Ergün, Barış Altay
doi: 10.24898/tandro.2021.47704  Sayfalar 264 - 268
Non-obstruktif azoospermili erkeklerde sperm elde etme için altın standart yöntem olarak uygulanan mikrodiseksiyon TESE (micro-TESE) yönteminde, ilk tanımlandığı 1998 yılından bugüne, sperm elde etme oranlarında önemli artışlar olmuştur. Preoperatif olarak micro-TESE başarısını öngörebilmek için özellikle ultrasonografi, testis spektroskopisi, seminal plazma ekstrasellüler vezikülleri gibi konularda güncel çalışmalar yapılmaktadır. Aynı zamanda da, cerrahi sırasında daha az doku hasarı ile daha başarılı sonuçlara ulaşmak için mini-insizyon micro-TESE, longitudinal tunika albuginea insizyonu gibi yeni teknikler geliştirilmeye çalışılmaktadır. Sperm toplanması aşamasında daha verimli sonuçlar için mikroakışkan sistemler gibi yeni teknolojilerin micro-TESE’de kullanımı umut verici gözükmektedir.
In the microdissection TESE (micro-TESE) method, which is used as the gold standard method for sperm retrieval in men with nonobstructive azoospermia, since 1998, when it was first defined, there has been a significant increase in sperm retrieval rates. In order to predict the success of micro-TESE preoperatively, up-to-date studies are carried out, especially on ultrasonography, testicular spectroscopy, seminal plasma extracellular vesicles. At the same time, new techniques such as mini-incision micro-TESE and longitudinal tunica albuginea incision are being developed in order to achieve more successful results with less tissue damage during surgery. The use of new technologies such as microfluidic systems in micro-TESE seems promising for more efficient results at the sperm sorting stage.

14.
Varikosel ile ilişkili infertilite patofizyolojisinde mikroRNA’ların rolü
Role of microRNAs in the pathophysiology of varicocele-related infertility
Neslihan Hekim, Sercan Ergün, Sezgin Güneş
doi: 10.24898/tandro.2021.76768  Sayfalar 269 - 277
Varikosel, erkek infertilitesinin en yaygın tedavi edilebilir nedeni olarak kabul edilir ve varikoselin fertilite üzerindeki etkisini açıklamak için olası patofizyolojik mekanizmalar önerilmiştir. Ancak, varikoselle ilişkili infertilitenin moleküler düzeyde etiyolojisi hala belirsizliğini korumaktadır. MikroRNA’lar (miRNA’lar), hedef mRNA’larındaki tamamlayıcı baz dizileriyle eşleşerek genlerin ekspresyonlarını düzenleyen küçük kodlamayan RNA molekülleridir. Hücredeki fizyolojik işlevleri dışında, miRNA’ların ekspresyonlarındaki düzensizliğin birçok hastalığın gelişiminde rol oynadığı bildirilmiştir. Bu derlemede, varikoselle ilişkili infertilitede seminal, testiküler ve spermatozoal miRNA’ların olası rolleri incelenmiştir. Dokuya özgü miRNA’ların anormal ekspresyonunun, belirli erkek üreme sistemi bozukluklarıyla ilişkili olduğu gösterilmiştir. Bu nedenle, bu tür miRNA’ların varikosel patofizyolojisindeki rolüne odaklanmak, varikoselle ilişkili erkek infertilitesinin moleküler mekanizmalarını aydınlatabilir ve etkili biyobelirteçler ve terapötik ajanlar bulma potansiyeli yaratabilir.
Varicocele is considered the most common treatable cause of male infertility, and possible pathophysiological mechanisms have been proposed to explain the effect of varicocele on fertility. However, the molecular etiology of infertility associated with varicocele is still unclear. MicroRNAs (miRNAs) are small non-coding RNA molecules that regulate the expression of genes by binding complementary base sequences in target mRNAs. Apart from its function in many physiological cell processes, it has been reported that the irregularity of miRNAs expression plays a role in the development of many diseases. In this review, the possible roles of seminal, testicular, and spermatozoal miRNAs in varicocele-related infertility were discussed. Abnormal expression of tissue-specific miRNAs is associated with certain male reproductive system disorders. Thus, focusing on the role of such miRNAs in varicocele pathophysiology could illuminate the molecular mechanisms of varicocele-associated male infertility and create the potential to find effective biomarkers and therapeutic agents.

15.
Prematür ejakülasyon: Güncel tedavi ve gelecek
Premature ejaculation: current and future treatments
Erhan Ateş, Hakan Görkem Kazıcı
doi: 10.24898/tandro.2021.58569  Sayfalar 278 - 289
Prematür ejakülasyon (PE), erkekler arasında en yaygın cinsel işlev bozukluğudur. Premtür ejakülasyon patofizyolojisi’nin multifaktöriyel özelliği PE’yi başarılı bir şekilde tedavi etmek için multimodal terapötik rejimlere ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Multipl tedavi rejimlerinin penetrasyon ve ejakülasyon arasındaki süreyi uzatmada etkili olduğu gösterilmiştir. Bu tedavi yöntemleri, davranış değişiklikleri ve ilaçlardan, diyet değişiklikleri ve majör cerrahilere kadar her şeyi içerir. Bu makalenin amacı, PE tedavisinde yaygın olarak kullanılan tedavi rejimlerini gözden geçirmek ve PE tedavisi için en yeni tedavi modalitelerini ve gelecek tedavi perspektiflerini tanıtmak ve tartışmaktır.
Premature ejaculation is the most common form of sexual dysfunction among men. The pathophysiology of premature ejaculation appears to be multifactorial, implicating the need for multimodal therapeutic regimens to successfully treat prematüre ejaculation. Multiple treatment regimens have been shown to be effective in extending the time between penetration and ejaculation. These treatment modalities include everything from behavioral modifications and medications to diet alterations and majör surgery. The goal of the present article was to review the commonly used treatment regimens used in the treatment of premature ejaculation, as well as to introduce and discuss the newest treatment modalities and future treatment perspectives for premature ejaculation.

16.
Androloji Yayınları ve Kongre Takvimi
Publications and Congress Calendar of Andrology

Sayfalar 290 - 294
Makale Özeti | Tam Metin PDF

LookUs & Online Makale