Yukarı Çık
Ana Sayfa | English
Androloji Bülteni Cilt: 23 Sayı: 2

 




: 23 (2)
Cilt: 23  Sayı: 2 - 2021
Özetleri Gizle | << Geri
1.
Kapak
Cover

Sayfa I

2.
Danışma Kurulu
Reviewers

Sayfalar II - III

3.
Başkan'dan
From the President

Sayfa IV

4.
Editör'den
From the Editor

Sayfa V

5.
İçindekiler
Contents

Sayfa VI

ORIJINAL ARAŞTıRMA
6.
İnfertil ve fertil kadınların yaşam tarzı davranışları
Lifestyle behaviors of infertile and fertile women
Gözde Bektaş, Hatice Kahyaoğlu Süt
doi: 10.24898/tandro.2021.34392  Sayfalar 67 - 76
AMAÇ: Çalışmada, infertil ve fertil kadınların yaşam tarzı davranışlarının karşılaştırılmalı olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
GEREÇ ve YÖNTEMLER: Kesitsel tipteki bu araştırma, Ekim 2016-Aralık 2017 tarihleri arasında bir Devlet Üniversitesi Hastanesi Kadın-Doğum Polikliniği ve Yardımcı Üreme Teknikleri Merkezi’nde yürütülmüştür. Araştırma, hastaneye başvuran n=152 infertil, n=152 fertil kadın olmak üzere toplam 304 kadın üzerinde karşılaştırılmalı yürütülmüştür. Veriler, literatür incelenerek hazırlanan bilgi formları ve Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ) kullanılarak toplanmıştır.
BULGULAR: İnfertil kadınların evlilik yaşı fertil kadınlardan daha yüksek bulunmuştur (p=0,010). İnfertil kadınlardan fiziksel aktivite yapanların haftada 1–2 şeklinde daha fazla fiziksel aktivite yaptıkları saptanmıştır (p=0,046). 19–25 yaş arasında alkol kullanımına başlayan kadın sayısının infertil kadınlarda daha fazla olduğu belirlenmiştir (p=0,027). İnfertil kadınların daha fazla wi-fi bağlantılı bilgisayar kullandığı (p=0,021) ve gün içerisinde bilgisayar kullanma sıklığının 6–8 saat olarak en fazla olduğu (p=0,004) bulunmuştur. İnfertil kadınların fallop tüpü enfeksiyonu geçirme oranının fertil kadınlardan daha fazla olduğu saptanmıştır (p<0,001). İnfertil kadınların ASÖ puan ortalamaları da anlamlı olarak daha yüksektir (p=0,001).
SONUÇ: İnfertil kadınların evlilik yaşı fertil kadınlardan daha geç, üreme çağının başlangıcında alkol kullanma ve gün içerisinde wi-fi bağlantılı bilgisayar kullanım saati daha fazladır. İnfertil kadınların fallop tüplerinden enfeksiyon geçirme oranı fazla ve algıladıkları stres düzeyi daha yüksektir. Sağlık profesyonelleri ve hemşireler tarafından infertil kadınlara fertilite koruyucu yaşam tarzı davranışları eğitimi verilmelidir.
OBJECTIVE: In the study, it is aimed to evaluate the lifestyle behaviors of infertile and fertile women comparatively.
MATRERIAL and METHODS: This cross-sectional study was conducted between October 2016 and December 2017 in a State University Hospital Gynecology Outpatient Clinic and Assisted Reproductive Techniques Center. The study was conducted comparatively on a total of 304 women, n=152 infertile and n=152 fertile women, who applied to the hospital. The data were collected using the information forms prepared by examining the literature and the Perceived Stress Scale (PSS).
RESULTS: It was found that the marriage age of infertile women was higher than fertile women (p=0.010). It was found that among infertile women, those who were physically active did one to two more physical activities per week (p=0.046). It was determined that the number of women who began drinking alcohol between the ages of 19–25 was higher in the infertile women (p=0.027). It was found that the infertile women used wi-fi connected computers more (p=0.021), and the frequency of using computers during the day was six-eight hours the most (p=0.004). The rate of having an infection in the fallopian tube of the infertile women was found to be higher with compared to the fertile women (p<0.001). Infertile women also have significantly higher mean PSS scores (p=0.001).
CONCLUSION: Infertile women are later in marriage than fertile women, alcohol consumption at the beginning of reproductive age and more hours of computer use with Wi-Fi connection during the day. Infertile women have a higher rate of infection through their fallopian tubes and their perceived stress level is higher. Lifestyle behaviors training should be given to women of infertile by health professionals and nurses to protect fertility.

7.
Tam kan sayımı ve gliseminin mikro-TESE prosedüründe sperm elde etme üzerine etkisi nedir?
What are the effects of complete blood counts and glycemia on sperm retrieval in micro-TESE procedure?
Bahadır Topuz, Turgay Ebiloğlu, Selçuk Sarıkaya, Engin Kaya, Adem Emrah Coğuplugil, Selahattin Bedir
doi: 10.24898/tandro.2021.36043  Sayfalar 77 - 81
AMAÇ: Mikrocerrahi testis sperm ekstraksiyonu (mikro-TESE) prosedüründe sperm varlığını tahmin etmede bazı tam kan sayım parametreleri ve serum glikoz düzeyinin prognostik önemini incelemek.
GEREÇ ve YÖNTEMLER: Ocak 2017 – Mart 2020 tarihleri arasında non-obstrüktif azospermi (NOA) nedeniyle mikro-TESE işlemi uygulanan 56 hastanın verileri geriye dönük olarak incelendi. Hastaların anestezi öncesi değerlendirmede yer alan verileri kaydedildi. Tam kan sayımı parametreleri, bu parametrelerin birbirine oranı ile elde edilen serum inflamasyon belirteçleri (nötrofil/lenfosit oranı, platelet/lenfosit oranı) ve serum açlık glukoz seviyeleri incelendi.
BULGULAR: Hastaların ortalama yaşı 33,28±4,4 (22–44) yıldı. Toplam sperm elde etme oranımız %55,4 (n: 31) idi. Tam kan sayımı parametrelerinin ve gliseminin mikro-TESE prosedüründe sperm elde etme üzerine etkisi incelendiğinde sadece beyaz küre, platelet, nötrofil ve monosit sayısının istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edildi (sırasıyla, p=0,03; p=0,04; p=0,008; p=0,007).
SONUÇ: Çalışmamıza göre sistemik inflamasyon belirteci olan nötrofil/ lenfosit oranı ve platelet/lenfosit oranının mikro-TESE’de sperm elde etmeyi öngörmediğini gösterdik. İnflamasyon hücreleri olan beyaz küre ve nötrofil düzeyinin sperm elde edilen grupta istatistiksel olarak daha yüksek çıktığını saptadık. Ayrıca serum glukoz düzeyinin sperm elde etmeyi etkilemediğini gösterdik.
OBJECTIVE: To study the prognostic significance of some complete blood counts parameters and serum glucose level in predicting the presence of sperm in microsurgical testicular sperm extraction (micro- TESE) procedure.
MATRERIAL and METHODS: The data of 56 patients who underwent micro- TESE procedure due to non-obstructive azoospermia (NOA) between January 2017 and March 2020 were retrospectively analyzed. The data of the patients included in the pre-anesthesia evaluation were recorded. Complete blood count parameters, serum inflammation markers obtained by the ratio of these parameters (neutrophil/lymphocyte ratio, platelet/ lymphocyte ratio) and serum fasting glucose levels were examined.
RESULTS: The mean age of patients was 33.28±4.4 (22–44) years. Our total sperm retrieval rate was 55.4% (n: 31). When the effect of complete blood count parameters and glycemia on sperm retrieval in micro-TESE procedure was examined, only the white blood cell, platelet, neutrophil and monocyte count were found to be statistically significant (respectively, p=0.03; p=0.04; p=0.008; p=0.007)
CONCLUSION: According to our study, we showed that neutrophil/ lymphocyte ratio and platelet/lymphocyte ratio, which are markers of systemic inflammation, do not predict sperm retrieval in micro-TESE. We found that the levels of white blood cells and neutrophils, which are inflammatory cells, were statistically higher in the sperm-presence group. We have also shown that serum glucose level does not affect sperm retrieval.

8.
Bir üniversite hastanesi’nin intrauterin inseminasyon deneyimi: Gebelik oranı ve ilişkili faktörler
Intrauterine insemination experience of a university hospital: Pregnancy rate and associated factors
Erhan Ateş, Abdullah Akdağ, Arif Kol, Özgür Deniz Turan, Haluk Erol
doi: 10.24898/tandro.2021.85619  Sayfalar 82 - 86
AMAÇ: İntrauterin inseminasyon (IUI) diğer yardımcı üreme tekniklerine göre daha ucuz, kolay uygulanabilir ve daha az invazif olması nedeniyle ilk seçenek tedavi yöntemi olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmada bir üniversite hastanesi infertilite ünitesinde IUI sonuçlarının değerlendirilmesi ve başarıyı etkileyen erkek faktörlerinin ortaya konulması amaçlandı.
GEREÇ ve YÖNTEMLER: Ekim 2017-Ocak 2020 tarihleri arasında infertilite ünitesine başvuran ve IUI yapılan çiftlerin verileri retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların yaş, başlangıç total sperm sayısı ve progresif motil sperm yüzdesi, yıkama sonrası total motil sperm sayısı (TMSC) ve yüzdesi gibi semen verileri kaydedildi. Dansite gradient yöntemiyle hazırlanan spermler ile tek inseminasyon sonrası ß-hCG testi pozitif olup transvajinal ultrasonografi (USG) ile gebeliği konfirme edilen hastalar gebe olarak kabul edildi ve IUI başarı kriteri olarak değerlendirildi. Semen parametreleri ile gebelik başarısı arasında ilişki uygun istatistiki yöntemlerle değerlendirildi.
BULGULAR: Klinik gebelik oranı IUI uygulanan 146 çiftte %19,2, erkeğin verileri tam olan 136 çiftte ise %19,9 olup 136 erkeğin yaş ortalaması 30,34±5,94 yıl idi. Yaş ile IUI başarısı arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmamakla birlikte yaş arttıkça başarı şansının düştüğü görüldü (p=0,316). Semen volümü (p=0,228), yıkama öncesi TMSC (p=0,187), yıkama öncesi progresif motil sperm sayısı (p=0,128) ile gebelik oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı. Yıkama sonrası progresif motil sperm yüzdesi arttıkça gebelik şansı istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde arttığı görüldü (p=0,04), ancak yıkama sonrası TMSC ile bu ilişki saptanmadı (p=0,143). Başlangıç progresif motil sperm sayısı yüksekliği ile yıkama sonrası sperm sayısı arasında korelasyon saptandı (r: 0,286, p<0,001).
SONUÇ: Açıklanamayan infertilite olgularında IUI gebelik oluşumunda etkili ve güvenli bir yöntem olup inseminasyon öncesi ve yıkama sonrası semen parametreleri başarıyı etkileyen faktörlerdendir.
OBJECTIVE: Intrauterine insemination (IUI) is considered as the first choice treatment method because it is cheaper, easily applicable and less invasive compared to other assisted reproductive techniques. The specific objective of this study was to evaluate the IUI results and to reveal the male factors affecting success in a university hospital infertility unit.
MATRERIAL and METHODS: The data of the couples who applied to the infertility unit between October 2017 and January 2020 and underwent IUI were retrospectively evaluated. Semen analysis results such as initial total sperm count, progressive motile sperm percentage, post-washing TMSC and percentage, and ages of patients were recorded. To identify IUI success the following parameters were used: Patients whose ß-hCG test was positive after single insemination with sperm prepared by density gradient centrifugation and whose pregnancy was confirmed by transvaginal USG. Relationship between semen parameters and pregnancy success rates was evaluated using appropriate statistical methods.
RESULTS: Clinical pregnancy rate was 19.2% in 146 couples who underwent IUI, 19.9% in 136 couples whose data were complete. Mean age of 136 men was 30.34±5.94 years. Although there was no significant relationship between age and IUI success, it was observed that the success rate decreased as age increased (p=0.316). No statistically significant correlation was found between semen volume (p=0.228), TMSC before washing (p=0.187), progressive motile sperm before washing (p=0.128) and pregnancy rates. It was observed that as the percentage of progressive motile sperm after washing increased, the pregnancy rate increased significantly (p=0.04), but this relationship was not found with the total motile sperm count after washing (p=0.143). There was a correlation between initial progressive motile sperm count and sperm count after washing (r: 0.286, p<0.001).
CONCLUSION: In the treatment of unexplained infertility cases, IUI is an effective and safe method for pregnancy. Semen parameters before insemination and after washing are among the factors affecting success rates.

9.
Kadın cinsel işlev bozukluğu ile polikistik over sendromunun ilişkisi
Association between female sexual dysfunction and polycystic ovary syndrome
Engin Kölükçü, Fikret Erdemir, Selim Gülücü, Mehmet Yılmaz
doi: 10.24898/tandro.2021.15045  Sayfalar 87 - 96
AMAÇ: Bu çalışmada polikistik over sendromu (PKOS)’nun kadın cinsel işlev bozukluğundaki yerinin analiz edilmesi amaçlanmıştır.
GEREÇ ve YÖNTEMLER: Üreme çağında toplam 60 kadın olgu prospektif olarak çalışmaya dahil edildi. Olgular; sağlıklı gönüllüler (Grup 1, n: 30) ve PKOS’li kadınlar (Grup 2, n: 30) olmak üzere iki gruba randomize edildi. Katılımcıların demografik özellikleri, beden kitle indeksleri (BKİ), bel çevreleri, modifiye Ferriman Gallwey (mFG) skorları ve biyokimyasal parametreleri değerlendirildi. Öte yandan çalışmaya dahil edilen her olgu için Kadın Cinsel İşlev İndeksi (FSFI), Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBSÖ), Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) ve Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) skorları hesaplandı.
BULGULAR: Hastaların yaş ortalaması 25,95±3,31 yıl olarak hesaplandı ve bu değerler her iki grup için benzerdi (p: 0,734). Grup 2’de BKİ, bel çevresi ve mFG skoru anlamlı düzeyde yüksek olarak kayıt edildi (sırasıyla p: 0,008, p: 0,006 ve p<0,001). Benzer şekilde RBSÖ, BAÖ ve BDÖ skorları Grup 2’de anlamlı olacak şekilde yüksek düzeylerde saptandı (sırasıyla p<0,001, p: 0,003 ve p: 0,005). Grup 2’deki hastaların hormon panellerinde ilginç olarak hiperandrojenizm bulguları ağırlıkta izlenirken lipit profili ve insülin metabolizmasında da bozukluklar tespit edildi (p<0,05). Grup 2’de toplam FSFI skoru ortalaması 22,81±6,46 olarak kayıt edildi ve bu değerin Grup 1’e kıyasla anlamlı olacak şekilde daha düşük seviyede olduğu tespit edildi (p: 0,047). Grup 2’de FSFI skorları ile BKİ, bel çevresi, mFG, RBSÖ, BAÖ, BDÖ, İnsülin Rezistans İndeksi (HOMA-IR) ve dehidroepiandrosteron (DHEA-S) düzeyleri arasında negatif yönde orta ve yüksek düzeyde anlamlı korelasyon tespit edildi (p<0,001). Benzer şekilde bozulan
SONUÇ: Çalışmamızda PKOS ile kadın cinsel işlev bozukluğu arasında yakın bir ilişki olduğu gözlemlenmiştir. Buna göre kadın cinsel işlev bozukluğu ile başvuran hastaların etiyolojisinde yaygın ve sık görülen nedenlerin yanı sıra nispeten geri planda kalan PKOS’nin de göz önünde bulundurulmasının son derece önemli olduğunu düşünmekteyiz
OBJECTIVE: This study aimed to analyze the importance of polycystic ovary syndrome (PCOS) in female sexual dysfunction.
MATRERIAL and METHODS: A total of 60 women of reproductive age with the diagnosis of PCOS were evaluated prospectively. Cases; were randomized into two groups as healthy volunteers (Group 1, n: 30) and women with PCOS (Group 2, n: 30). Demographic characteristics, body mass index (BMI), waist circumference, modified Ferriman Gallwey (mFG) scores and biochemical parameters of the participants were evaluated. Scores of the Female Sexual Function Index (FSFI), Rosenberg Self-Esteem Scale (RSES), Beck Anxiety Inventory (BAI), and Beck Depression Inventory (BDI) were calculated for each case included in the study.
RESULTS: The patients’ mean age was 25.95±3.31 years, which was similar for both groups (p: 0.734). BMI, waist circumference, and mFG score were significantly higher in Group 2 (p: 0.008, p: 0.006, and p<0.001, respectively). Similarly, RSES, BAI, and BDI were quite high in Group 2 (p<0.001, p: 0.003, and p: 0.005, respectively). Hyperandrogenism findings were observed predominantly in the hormone panels of the patients in Group 2, and disorders in the lipid profile and insulin metabolism were also detected (p<0.05). The average total FSFI score was 22.81±6.46 in Group 2, which was lower than Group 1 (p: 0.047). There was a moderate and highly significant negative correlation between the FSFI scores and BMI, waist circumference, mFG, RSES, BAI, BDI, Insulin Resistance Index (HOMAIR), and dehydroepiandrosterone (DHEA-S) levels in Group 2 (p<0.001). Similarly, the deteriorated lipid profile and sexual scores were negatively affected (p<0.05).
CONCLUSION: In our study, a close relationship was observed between PCOS and female sexual dysfunction. Accordingly, we think that it is extremely important to consider PCOS which is seen less frequently in addition to common causes in the etiology of patients presenting with female sexual dysfunction.

10.
Üniversitede öğrenim gören kız öğrencilerin HPV bilgi düzeyinin incelenmesi (Sakarya, Türkiye)
Investigation of the university female students knowledge on the HPV (Sakarya, Turkey)
Kevser Özdemir, Sevil Şahin, Alaettin Ünsal
doi: 10.24898/tandro.2021.24540  Sayfalar 97 - 104
AMAÇ: Üniversite öğrencilerinin HPV hakkında bilgi düzeylerinin saptanmasıdır.
GEREÇ ve YÖNTEMLER: Çalışma, Eylül-Kasım 2015 tarihleri arasında Sakarya Üniversitesi öğrencileri üzerinde gerçekleştirilen kesitsel tipte bir araştırmadır. Çalışma süresince okulda bulunan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 618 öğrenci çalışma grubunu oluşturmuştur. Analizler için Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis testi ve Spearman Korelasyon Analizi kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık için p≤0,05 kabul edildi.
BULGULAR: Çalışma grubunu oluşturanların yaşları 18–30 arasında değişmekte olup, ortalama 20,21±1,77 yıl idi. Bu çalışmada HPV ile ilgili olarak en çok doğru bilinen bilgi sorusu “Genital bölgede hijyenik olmayan işlemler HPV bulaş riskini artırır” iken, en çok yanlış bilinen ise “HPV enfeksiyonu doğurganlığı doğrudan etkilemez” bilgi sorusu olmuştur. Öğrencilerin HPV ile ilgili bilgi sorularından aldıkları puanlar 0–28 arasında değişmekte olup, ortalama 8,43±7,37 puan idi.
SONUÇ: Bu çalışmada öğrencilerin HPV hakkındaki bilgi düzeylerinin düşük olduğu görülmüştür. Öğrencilerin akademik not ortalamaları ile HPV bilgi düzeyleri arasında bir ilişki yoktur. Üniversitelerde sağlıkla ilgili derslere yer verilmesi ve bu derslerde HPV hakkında da bilgi verilmesi yararlı olabilir. Ayrıca HPV hakkında belli aralıklarla bilgilendirme çalışmalarının yapılması bu konudaki duyarlılığı ve farkındalığı arttıracaktır.
OBJECTIVE: To determine the level of knowledge of university students about HPV.
MATRERIAL and METHODS: The study is a cross-sectional study conducted on Sakarya University students between September- November 2015. The study group consisted of 618 female students who agreed to participate in the study and were in the school during the study. Mann-Whitney U test, Kruskal-Wallis test and Spearman’s Correlation Analysis were used for the analyses. The statistical significance level was accepted as p<0.05.
RESULTS: The age of the study group ranged from 18 to 30, with a mean of 20.21±1.77 years. In this study, the most commonly known information question about HPV was “Unhygienic procedures increase the risk of HPV transmission in the genital area”, while the most commonly misknown was “HPV infection does not directly affect fertility” information question. The scores that students got from knowledge questions about HPV ranged from 0 to 28, and the mean was 8.43±7.37.
CONCLUSION: In this study, it was seen that students’ knowledge level about HPV was low. There is no relationship between students’ academic grade averages and HPV knowledge levels. It may be useful to include health-related courses in universities and to provide information about HPV in these courses. Also, informing about the HPV periodically will increase the sensitivity and awareness on this issue.

11.
Varikoselektomi prematür ejakülasyonda tedavi seçeneği olabilir mi?
Can varicocelectomy be a treatment option in premature ejaculation?
Hasan Turgut, Mehmet Ali Karagöz
doi: 10.24898/tandro.2021.02360  Sayfalar 105 - 108
AMAÇ: Prematür ejakülasyon erkeklerde oldukça sık rastlanan cinsel fonksiyon bozukluklarından biridir. Klinik varikoseli olan hastalarda da prematür ejakülasyon sıklıkla görülebilmektedir. Çalışmamızda varikoselektominin prematür ejakülasyon üzerindeki etkisini araştırdık.
GEREÇ ve YÖNTEMLER: Ekim 2018 ve Mart 2020 tarihleri arasında klinik varikosel nedeni ile opere edilen ve prematür ejakülasyonu olan hastalar prospektif olarak çalışmaya dahil edildi. Tüm hastalara mikroskopik subinguinal varikoselektomi yapıldı. Premature Ejaculation Diagnostic Tool (PEDT) ölçeğinin Türkce valide formu ile vajen içi ejakülasyon gecikme zamanı (intravaginal ejaculatory latency time – IELT) verileri işlemden önce ve işlemden 6 ay sonra olmak üzere kaydedildi ve karşılaştırılma yapıldı.
BULGULAR: Çalışmaya toplam 64 hasta dahil edildi. Cerrahi öncesi hastaların ortalama IELT süresi 32.4 ±4.2 iken postoperatif 6.ayda bu süre 134.6±17.3 saniyeye çıktı ve istatiksel olarak anlamlı derecede artış mevcuttu (p<0.001). PEDT skorlarına bakıldığında ise işlem öncesi 14.2±4.8 iken işlem sonrası bu değerin 6.68±3.2’e düştüğü gözlendi ve bu değerde de istatiksel olarak anlamlı fark mevcuttu (p<0.001).
SONUÇ: Çalışmamızda, klinik varikosel ile birlikte prematür ejakülasyonu olan hastalarda varikoselektomi sonrası ejakülasyon sürelerinde anlamlı artış tespit ettik. Varikoselektomi, farmakolojik tedavi ve davranış tedavisiyle beraber uygun endikasyonlarda prematür ejakülasyon tedavisinde yerini alabilir.
OBJECTIVE: Premature ejaculation is one of the most common sexual dysfunction in men. Premature ejaculation can often be seen in patients with clinical varicocele. In our study, we investigated the effect of varicocelectomy on premature ejaculation
MATRERIAL and METHODS: Between October 2018 and March 2020, patients with premature ejaculation who were operated for clinical varicocele were enrolled in the study, prospectively. Microscopic subinguinal varicocelectomy was performed in all patients. The data of the Turkish validated form of the Premature Ejaculation Diagnostic Tool (PEDT) and intravaginal ejaculatory latency time (IELT) were recorded before and 6 months after the procedure and compared.
RESULTS: A total of 64 patients were included in the study. While the mean IELT duration of the patients before surgery was 32.4 ± 4.2, this duration increased to 134.6 ± 17.3 seconds in the postoperative 6th months, the difference was found to be statistically significant (p<0.001). When the PEDT scores were evaluated, it was determined that while it was 14.2 ± 4.8 before the procedure, this value decreased to 6.68 ± 3.2 after the procedure and there was a statistically significant difference in this value. (p<0.001).
CONCLUSION: In this study a significant improvement was determined in ejaculatory time after varicocelectomy in patients with premature ejaculation with clinical varicocele. Varicocelectomy, can be offered in the treatment of premature ejaculation in appropriate indications, along with pharmacological and behavioral therapy

DERLEME
12.
Prostatitlerde cinsel işlev bozuklukları yönetimi
Management of sexual dysfunctions in prostatitis
Abdullah Açıkgöz, Fikret Erdemir, Ekrem Akdeniz
doi: 10.24898/tandro.2021.66487  Sayfalar 109 - 117
Prostatit, önemli sayıda erkeği etkileyen bir hastalık yelpazesidir. Akut formunda basit bir klinik durumdan kronik olduğunda karmaşık, güçten düşüren bir duruma kadar değişmektedir. Kronik prostatit/kronik pelvik ağrı sendromu (KP/KPAS) veya NIH kategori III prostatit, idrar yolu enfeksiyonu yokluğunda genital/pelvik ağrı ve alt idrar yolu semptomları ile karakterize yaygın bir klinik sendromdur. Üroloji kliniklerine başvuran erkeklerde en yaygın teşhis edilen durumlardan biridir. Erektil disfonksiyon, ejakülatuar ağrı ve erken boşalma dahil olmak üzere cinsel işlev bozukluğunun KP/KPAS ile ilişkisi giderek artan bir şekilde kabul görmektedir. Prostat hastalıkları ile cinsellik üzerindeki etkiler arasındaki bağlantıları araştıran çok sayıda çalışmaya rağmen, prostatit ve cinsel işlev bozukluğu arasındaki ilişki tam olarak araştırılmamıştır. Bir dizi araştırma, prostatitin yaşam kalitesi üzerindeki olumsuz etkilerine ve bunun sonucunda cinsellik üzerinde dolaylı etkilerine odaklanmıştır. Ejakülasyon ile kronik prostatit/kronik pelvik ağrı sendromu prostatit alt grubu arasındaki bağlantılar hakkında daha ayrıntılı çalışmalar mevcuttur. Birkaç çalışmada, prostatit tedavisini takiben cinsel işlev bozukluğunun düzeldiği, özellikle de alfa bloker tedavisi ile ilişkili olduğu bildirilmiştir. Bu derlemede, KP/KPAS ile cinsel işlev bozukluğu arasındaki ilişkiyi, cinsel işlev bozukluğu için potansiyel mekanizmaları ve KP/KPAS’da erektil disfonksiyon için tedavi stratejilerini tartışıyoruz.
Prostatitis is a spectrum of disorders that impacts a significant number of men. It ranges from a straightforward clinical entity in its acute form to a complex, debilitating condition when chronic. Chronic prostatitis/chronic pelvic pain syndrome (CP/CPPS), or NIH category III prostatitis, is a common clinical syndrome characterized by genital/ pelvic pain and lower urinary tract symptoms in the absence of urinary tract infection. It is one of the most widely diagnosed conditions in men attending urologic clinics. There is also growing recognition of the association of sexual dysfunction with CP/CPPS including erectile dysfunction, ejaculatory pain, and premature ejaculation. Despite a large number of reports exploring the links between diseases of the prostate and effects on sexuality, the relationship between prostatitis and sexual dysfunction has not been as thoroughly investigated. A number of reports have focused on the adverse effects of prostatitis on quality of life, with resultant indirect effects on sexuality. More detailed studies are available on the links between ejaculation and the chronic prostatitis/chronic pelvic pain syndrome subgroup of prostatitis. Moreover, improvement of sexual dysfunction following treatment of prostatitis has been reported in a few studies, most notably in association with alpha-blocker therapy. In this review, we discuss the association between CP/CPPS and sexual dysfunction, potential mechanisms for sexual dysfunction, and treatment strategies for erectile dysfunction in CP/CPPS.

13.
Erkek infertilitesi ve kanser arasındaki genetik örtüşme
Genetic overlap between male infertility and cancer
Sezgin Gunes, Neslihan Hekim, Sercan Ergün
doi: 10.24898/tandro.2021.37974  Sayfalar 118 - 122
Erkek infertilitesi heterojen ve multifaktöriyel etiyolojili bir bozukluktur. Son yıllarda yapılan bazı çalışmalar erkek infertilitesinin yalnızca sperm üretimindeki bir bozukluktan kaynaklanmadığı, bazı olgularda diyabet, kardiyovasküler hastalıklar ve kanser gibi sistemik bir bozukluğun bir parçası olabileceğini göstermektedir. Spermatogenez sürecindeki çok sayıdaki mitoz ve mayoz bölünmeler ve bazı çevresel faktörler, mutasyon/ mutasyonlara neden olabilir ve kansere yol açabilir. Bu nedenlerle, erkek infertilitesi aslında kanser için bir erken belirteç olabilir. Bu derlemede erkek infertiltesi ve kanser arasındaki ortak genomik bulgular değerlendirildi.
Male infertility is a highly heterogeneous disorder with multifactorial aetiology. Recent data have demonstrated that male infertility is not only an aberration in sperm production; however, infertility might be a part of various systemic diseases including diabetes, cardiovascular and cancer in some cases of infertility. High number of cell division by mitosis and meiosis during spermatogenesis and various environmental factors may lead to mutation/mutations result in cancer. Therefore, infertility might be an early marker for male infertility. This study reviews common genomic data regarding cancer and male infertility.

14.
İnfertilitede çift uyumu ve cinsel fonksiyon
Sexual function and dyadic adjustment in infertility
Hüsne Yücesoy, Özlem Akın, Gamze Şahbaz, Nülüfer Erbil
doi: 10.24898/tandro.2021.98474  Sayfalar 123 - 128
Çocuk sahibi olamama, genel olarak tüm aileyi, hatta toplumu etkileyen bir durumdur. İnfertilite, yaşamı tehdit eden bir hastalık olmamakla beraber ekonomik, psikolojik, sosyal ve kültürel problemlere yol açan bir sağlık sorunudur. İnfertilite ile birlikte tanı ve üremeye yardımcı tedavi yaklaşımları, çiftlerin yaşamlarına etki eden stres faktörüdür. Sık görülen infertilite, aile içinde hayal kırıklıkları ve suçluluk duygusu yaşanmasına, çiftlerin haksız yere birbirlerini suçlaması neticesinde cinsel problemler ve evlilikle ilgili sorunlar yaşanmasına neden olmaktadır. Evlilik ve cinsel doyum, çiftlerin fiziksel ve zihinsel sağlığını önemli ölçüde etkilemektedir. İnfertilite kliniklerinde çiftleri ilk karşılayan kişiler olan hemşirelerin çiftlerin sorunlarının belirlenmesi ve bu sorunlarına müdahale edilmesi bakımından oldukça önemli görevleri bulunmaktadır. Hemşireler, danışmanlık rolleriyle infertil çiftlere aile içi ilişkiler kurmalarında rehberlik etmeli, aile içi kriz durumları ile başa çıkmalarını desteklemeli, cinsellik ve cinsel fonksiyon durumlarını değerlendirerek, sorun tespit ettiğinde uygun müdahalelerde bulunmalıdır.
Inability to have children is a condition that usually affects the whole family, and even society. Although infertility is not a life-threatening disease, it is a health problem that brings social, psychological cultural and economic problems with it. Infertility itself, diagnosis and assisted reproductive treatment approaches are stress factors affecting the lives of couples. Common infertility causes sexual and marital problems, domestic disappointments, feeling guilty, as a result of couples accusing each other unfairly. Marriage and sexual satisfaction significantly affect the physical and mental health of the couple. Nurses, who are the first to meet couples in infertility clinics, have a very important role in determining the problems of the couples and intervening in these problems. Nurses should guide infertile couples in their counselling roles in establishing family relationships, support the family to cope with crisis situations, evaluate their sexuality and sexual function, and take appropriate action whenever a problem is detected.

15.
İnfertil kadınlara yönelik cinsel danışmanlık programında BETTER modeli’nin kullanımı
The use of the BETTER model in a sexual counseling program for infertile women
Sevda Karakaş, Ergül Aslan
doi: 10.24898/tandro.2021.54765  Sayfalar 129 - 135
İnfertilite yaşamı tehdit eden bir sağlık sorunu olmamasına rağmen bireyi/çifti çok yönlü etkileyen karmaşık bir durumdur. Giderek artan sıklıkta, fiziksel, ruhsal sosyal, ekonomik ve kültürel yönleri ile bireyin/ çiftin zorlanmasına neden olan bir yaşam krizidir. İnfertilite tedavi süreci birey/çiftin cinsel yaşamını olumsuz etkilemektedir. Zamanlanmış koitus ve amacın gebelik olması en önemli olumsuzluk nedenleri arasındadır. İnfertil çift, cinsel sorunlarını genellikle göz ardı etmekte infertilite tedavisine öncelik vermektedir. Cinsel işlev bozukluğu (CİB) tek başına infertilite nedeni de olabilir. İnfertilite tanı ve tedavi süreci CİB için önemli bir risk faktörüdür. Hemşirelik rollerinin içerisinde danışmanlık hizmeti infertilite alanında da büyük öneme sahiptir. Birey/çiftin, infertiliteye ilişkin yaşadığı sorunları ifade edebilmesi eşlerin birbirlerini desteklemesi ve baş etme mekanizmalarını kullanabilmesi infertilite tanı ve tedavi sürecinde verilebilecek danışmanlık hizmeti ile mümkündür. Cinsel danışmanlık konusunda hemşireler genellikle kendilerini yetersiz hissetmekte ve cinsel öykü almaktan kaçınmaktadır. Cinsel yaşamın sorgulanması zor olmasına karşın, etkin soru sorma, sessizliği kullanma, etkin dinleme yansıtma, özetleme gibi tekniklerin kullanımı ilişkin birçok model (KAPLAN modeli, BETTER modeli, P-Lİ-SS-İT modeli, ALARM cinsel yanıt modeli vb.) geliştirilmiştir. Cinsel yaşamın sorgulanmasında kullanılan modeller ile hemşirelerin sunduğu cinsel danışmanlık hizmetlerinin kalitesini ve etkinliğini artmasına yardımcı olmaktadır. Danışmanlık hizmetlerinin birey/çiftlerin cinsel yaşam kalitesinin artırılmasında ve CİB’nun önlenmesinde ve tedavide başarı elde edilebilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Bu makalede; infertil kadınlara yönelik BETTER Modeli doğrultusunda geliştirilen cinsel danışmanlık programının kullanımı anlatılmaktadır.
Although infertility is not a life-threatening health problem, it is a complex condition affecting the individual/couple in various ways. Infertility is an increasingly common life crisis causing individuals/ couples to be challenged in physical, psychological, social, economic and cultural aspects. Infertility treatment process affects the sexual life of the individual/couple negatively. Timed coitus and aimed pregnancy are among the most important causes of negativity. Infertile couple usually ignores their sexual problems and give priority to infertility treatment. Sexual dysfunction (SD) alone may also be the cause of infertility. Diagnosis and treatment of infertility is an important risk factor for SD. Among nursing roles, counselling is also of great importance in the field of infertility. Counselling services that can be provided during the diagnosis and treatment of infertility makes it possible for the individual/ couple to express their problems related to infertility, to support each other, and to use coping mechanisms. Nurses often feel inadequate in sexual counselling and avoid receiving patient sexual history. Although it is difficult to question sexual life, many models (KAPLAN model, BETTER model, P-LI-SS-IT model, ALARM sexuality model etc.) have been developed regarding the use of techniques such as effective questioning, using silence, effective listening and reflecting, and summarizing. Models used in questioning sexual life help to increase the quality and effectiveness of sexual counselling services offered by nurses. Counselling services are significant in terms of improving the quality of life of individuals/couples and in achieving success in prevention and treatment of SD. The aim of the study is to explain the implementation of the sexual counselling program developed in line with the BETTER Model for infertile women.

ANDROLOJİ YAYINLARI VE KONGRE TAKVİMİ
16.
Androloji Yayınları ve Kongre Takvimi
Publications and Congress Calendar of Andrology

Sayfalar 136 - 140
Makale Özeti | Tam Metin PDF