e-ISSN 2587-2524
Volume : 24 Issue : 3 Year : 2022

Dizinler
Androloji Bülteni - : 24 (3)
Cilt: 24  Sayı: 3 - 2022
1.
Kapak
Cover

Sayfa I

2.
Danışma Kurulu
Reviewers

Sayfalar II - III

3.
Başkan'dan
From the President

Sayfa IV

4.
Editör'den
From the Editor

Sayfa V

ORIJINAL ARAŞTIRMA
5.
Erektil disfonksiyonu olan hastalarda birinci basamak tedavide Fosfodiesteraz Tip 5 İnhibitörlerinin kullanım yüzdeleri
The percentages of usage of phosphodiesterase 5 inhibitors for the first-line treatment in patients with erectile dysfunction
Adem Sancı, Cihat Özcan
doi: 10.24898/tandro.2022.78095  Sayfalar 167 - 171
AMAÇ: Erektil disfonksiyon (ED) tanılı hastalara önerilen fosfodiesteraz tip 5 (PDE5) inhibitörü ilaçların kullanım oranlarını araştırmayı amaçladık.
GEREÇ ve YÖNTEMLER: Şubat 2021–Şubat 2022 tarihleri arasında ED nedeniyle ilk kez üroloji polikliniğine başvuran ve 1. basamak tedavi olarak PDE5 inhibitörleri önerilen hastalar çalışmaya dâhil edildi. Spesifik tanı testi gerektiren hastalar, psikososyal inceleme gerektiren hastalar, laboratuvar incelemeleri sonrası altta yatan ve düzeltilmesi gereken endokrinolojik hastalığı bulunan hastalar, kardiyak risk sınıflamasında yüksek risk gruba dahil olan hastalar çalışma dışı bırakıldı. Her hastanın telefon numarası poliklinik değerlendirme notuna eklendi. Hastaların takipleri 1. ayda yapıldı. 1. ay takipleri eğer hasta kontrole gelmişse yüz-yüze, gelmemişse telefon numaraları ile aranarak gerçekleştirildi.
BULGULAR: Çalışmaya ilk kez ED nedeniyle başvuran 624 hastadan 1. basamak tedavi olarak PDE5 inhibitörü başlanan 405 hasta dâhil edildi. 1. basamak tedavi olarak PDE5 inhibitörleri kullanımı uygun görülen ve önerilen 405 hastadan 147 (%36,2) tanesinin reçete edilen ilaç veya uygun muadilini aldığı belirlendi. 74 (%18,2) hastanın çeşitli internet siteleri ve televizyon kanalları ile iletişim sağlanan firmalardan sahte ilaç aldıkları görüldü. 31 (%7,6) hastanın ise gingko biloba ve ginseng içerikli bitkisel ürünler kullandığı belirlendi.
SONUÇ: Sahte ilaç ve bitkisel ilaçların kullanılmasına yol açan PDE5 inhibitörü ilaçlarının alınamaması durumu, ilaç tedavisine yanıtsızlık ve gereksiz maliyet ile sonuçlanabileceği üroloji hekimlerince iyi bilinmelidir. Gelecekte bu ilaçların belli endikasyonlarda ve belli kurulların onaylandığı raporlarla kullanılması ve geri ödeme kapsamına alınması hastalara ve ülke ekonomisine ciddi katkılar sağlayabilir.
OBJECTIVE: We aimed to investigate the rate of use of phosphodiesterase 5 (PDE5) inhibitors drugs recommended for patients with erectile dysfunction (ED).
MATRERIAL and METHODS: Patients who applied to the urology outpatient clinic for the first time due to ED between February 2021 and February 2022 and were recommended PDE5 inhibitors as firstline therapy were included in the study. Patients requiring a specific diagnostic test, patients requiring psychosocial examination, patients with an underlying endocrinological disease that needed to be corrected after laboratory examinations, and patients included in the high-risk group in cardiac risk classification were excluded from the study. The telephone number of each patient was added to the outpatient evaluation note. The patients were followed up at 1 month. 1st month follow-ups were carried out face-to-face if the patient came for control, or by phone numbers if he did not.
RESULTS: Of the 624 patients admitted for the first time with ED, 405 patients who were started on PDE5 inhibitors as first-line therapy were included in the study. It was determined that 147 (36.2%) of the 405 patients who were recommended to use PDE5 inhibitors as first-line treatment were taking the prescribed drug or its appropriate equivalent. It was observed that 74 (18.2%) patients bought counterfeit drugs from companies that were contacted through various websites and television channels. It was determined that 31 (7.6%) patients used herbal products containing gingko biloba and ginseng.
CONCLUSION: It should be well known by urology physicians that the inability to take 5 PDE inhibitor drugs, which leads to the use of counterfeit drugs and herbal drugs, may result in unresponsiveness to drug treatment and unnecessary costs. In the future, using these drugs in certain indications and with reports approved by certain committees and including them in the scope of reimbursement will make serious contributions to the patients and the country’s economy.

6.
Genç kadınlar için evlilik öncesi riskli cinsel davranış değerlendirme ölçeğinin Türkçeye uyarlanması: Geçerlilik ve güvenirlilik çalışması
Adaptation of the premarital risky sexual behavior assessment scale for young women into Turkish: Validity and reliability study
Meltem Mecdi Kaydırak, Fatma Aslan Demirtaş, Ümran Oskay, Azam Rahmani
doi: 10.24898/tandro.2022.64426  Sayfalar 172 - 179
AMAÇ: Araştırmada Genç Kadınlar İçin Evlilik Öncesi Riskli Cinsel Davranış Değerlendirme Ölçeği’nin (GKEÖRCDDÖ) Türkçe’ye uyarlanması ve Türkçe formunun geçerliliği ve güvenilirliğinin araştırılması amaçlandı.
GEREÇ ve YÖNTEMLER: Bu araştırma metodolojik bir araştırma olup, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa’ya bağlı Hemşirelik, Fen-Edebiyat ve Eğitim Fakültesi’nde öğrenim gören ve araştırma kriterlerine uyan 212 genç kadın ile yapıldı. Verilerin toplanmasında “Katılımcı Bilgi Formu” ve “GKEÖRCDDÖ” kullanıldı. Yapı geçerliliği için ise “Açıklayıcı Faktör Analizi”, “Doğrulayıcı Faktör Analizi” yapıldı. İstatistiksel anlamlılık değeri olarak p≤0,05 alındı. Güvenilirlik çalışması, madde toplam korelasyonu, Cronbach α katsayıları ve test tekrar test ile incelendi.
BULGULAR: Veriler, dil uyarlaması ve içerik geçerlilik değerlendirilmesinin ardından kapsam geçerlilik için uzmanlar arası uyum bakımından değerlendirildi. Araştırmanın kapsam geçerlilik oranı 0,98 olarak belirlendi. Uygulama sonrası madde toplam puan korelasyon değerleri 0,30 altında olan üç ve binişik olan üç madde ölçekten çıkarıldı. Toplam altı madde ölçekten çıkarıldı. Ölçekten kalan maddeler 3 faktör altında toplandı. Kalan 20 madde ve üç alt boyut ile yapılan analiz sonucunda AGFI ve GFI uyum iyiliği indeksleri yeterli düzeyde olduğu saptandı. Güvenirlik analizlerinde cronbach α katsayısı 0,897 ve test tekrar test korelasyon katsayısı r=0,990’dır.
SONUÇ: Araştırma sonucunda, ölçeğin 20 madde ve üç alt boyuttan oluşan formunun geçerli ve güvenilir olduğu, genç kadınların riskli cinsel davranışlarını değerlendirmek amacıyla kullanılabileceği belirlendi.
OBJECTIVE: In the study, it was aimed to adapt the Premarital Risky Sexual Behavior Scale for Young Women (PRSAS-YW) into Turkish and to investigate the validity and reliability of the Turkish version.
MATRERIAL and METHODS: This research is a methodological study and it was conducted with 212 young women who were studying at the Faculty of Nursing, Science-Literature and Education of Istanbul University-Cerrahpaşa and who met the research criteria. “Participant Information Form” and “PRSAS-YW” were used to collect the data. For construct validity, “Explanatory Factor Analysis” and “Confirmatory Factor Analysis” were performed. P≤0.05 was taken as statistical significance value. The reliability study was evaluated by item-total correlation, Cronbach’s α coefficients, and test-retest.
RESULTS: The data were evaluated in terms of inter-expert agreement for content validity after language adaptation and content validity assessment. A total of 6 items were removed from the scale. The content validity rate of the study was determined as 0.98. After the application, 3 items with item total score correlation values below 0.30 and 3 overlapping items were removed from the scale. The remaining items from the scale were grouped under 3 factors. As a result of the analysis made with the remaining 20 items and 3 sub-dimensions, it was determined that the AGFI and GFI goodness of fit indices were at a sufficient level. In the reliability analysis, the Cronbach α coefficient was 0.897 and the test-retest correlation coefficient was r=0.990.
CONCLUSION: As a result of the research, it was determined that the form of the scale consisting of 20 items and 3 sub-dimensions is valid and reliable and can be used to evaluate risky sexual behaviors of young women.

7.
İdiopatik oligoastenospermili erkeklerde testiküler shear wave elastografi değerlendirmesi; Prospektif, kontrollü çalışma
Evaluation of testicular shear wave elastography in men with idiopathic oligoastenospermia; Prospective, controlled study
Mustafa Gök, Hakan Görkem Kazıcı, Göksel Tuzcu, Gökhan Şahin, Arif Kol, Erhan Ateş
doi: 10.24898/tandro.2022.56588  Sayfalar 180 - 185
AMAÇ: İdiyopatik oligoastenospermik infertil erkeklerin testis ultrasonografisindeki shear wave elastografik (SWE) ölçümlerini normal semen parametrelerine sahip fertil erkekler ile karşılaştırmak ve testiküler SWE değerinin semen parametreleri ile ilişkisini değerlendirmek.
GEREÇ ve YÖNTEMLER: Çalışmaya dâhil edilen toplam 63 erkeğin 28’i idiyopatik oligoastenospermik grup (Grup 1), 35’i ise normal semen parametreli kontrol grubu (Grup 2) olarak iki gruba ayrıldı. Her iki grubun yaş, total sperm sayısı, sperm konsantrasyonu, total motil sperm sayısı, ortalama testis hacmi ve ortalama testiküler SWE değerleri kaydedildi ve karşılaştırıldı. Ayrıca tüm katılımcıların testiküler SWE değerinin semen parametreleri ve testis hacmiyle korelasyonu uygun istatistiksel yöntem kullanılarak incelendi.
BULGULAR: Gruplar arasında ortalama yaş ve testis hacmi açısından anlamlı farklılık yoktu (p>0,05). Ortalama testis SWE değeri Grup 1’de 2,39±0,05 kPA, Grup 2’de ise 2,69±0,11 kPA saptandı ve bu değerler her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı farklı idi (p=0,015). Bununla birlikte total sperm sayısı, sperm konsantrasyonu ve total motil sperm sayısı ile testis SWE değeri arasında pozitif bir korelasyon saptandı (sırasıyla p=0,03, p=0,03 ve p=0,015).
SONUÇ: Shear wave elastografi idiyopatik oligoastenospermik vakaları, normal semen parametrelerine sahip vakalardan ayırmada kullanılabilecek ucuz ve etkili bir yöntemdir. Semen parametrelerindeki iyileşme testis SWE değerindeki artış ile pozitif yönde korelasyon göstermektedir. Bu korelasyon hareketli sperm sayısı açısından diğer parametrelere göre daha kuvvetlidir. Çalışmamız ultrasonografik bir görüntüleme tekniği olan SWE’nin, infertilite tanısında kullanımının semen analizini tamamlayıcı bilgiler verebileceğini göstermektedir.
OBJECTIVE: To compare shear wave elastographic (SWE) measurements on testicular ultrasonography of idiopathic oligoasthenospermic infertile men, against fertile men with normal semen parameters and to evaluate the relationship between testicular SWE values and semen parameters.
MATRERIAL and METHODS: Of the 63 men included in the study, 28 men formed the idiopathic oligoasthenospermic group (Group 1) and 35 men with normal semen parameters were within the control group (Group 2). Age, total sperm count, sperm concentration, total motile sperm count, mean testicular volume and mean testicular SWE values of both groups were recorded and compared. In addition, the correlation of testicular SWE values of all participants with semen parameters and testicular volume was analyzed using appropriate statistical methods.
RESULTS: There was no significant difference between the groups in terms of mean age and testicular volume (p>0.05). The mean testicular SWE values were statistically different between Group 1 and Group 2 (2.39±0.05 vs 2.69±0.11, p=0.015) with a positive correlation found between total sperm count, sperm concentration, total motile sperm count and testicular SWE values (p=0.03, p=0.03 and p=0.015, respectively).
CONCLUSION: Shear wave elastography is an inexpensive and effective method in distinguishing idiopathic oligoasthenospermic cases from cases with normal semen parameters. The improvement in semen parameters is positively correlated with increases in testicular SWE values, with this correlation being stronger than other parameters in terms of motile sperm count. Our study shows that the use of SWE in the diagnosis of infertility can provide complementary information to semen analysis.

8.
Mikro-diseksiyon testis sperm ekstraksiyonu ile ilgili YouTube video kaynaklarının kalitesinin ve güvenilirliğinin değerlendirilmesi
Evaluation of the quality and reliability of YouTube video resources on microdissection testicular sperm extraction
Adem Sancı, Cihat Özcan
doi: 10.24898/tandro.2022.60863  Sayfalar 186 - 190
AMAÇ: Mikro-diseksiyon testiküler sperm ekstraksiyonu (mTESE) ile ilgili YouTube’da yer alan Türkçe videoların, kalite ve güvenilirliğini değerlendirmektir.
GEREÇ ve YÖNTEMLER: mTESE ameliyatı ile ilgili videoları bulmak için YouTube’un arama işlevi kullanıldı. 01 Nisan 2022 tarihinde “mikro TESE” terimi kullanılarak güncel olması amacıyla son 5 yılı içeren sistematik bir arama yapıldı. Aramada çıkan ilk 50 video çalışmaya dâhil edildi. Çalışmaya dâhil edilen videoların kalitesi, Global Quality Score (GQS) kullanılarak değerlendirildi. Çalışmaya dahil edilen videoların güvenilirliğini değerlendirmek için, modifiye edilmiş DISCERN ölçeği kullanıldı.
BULGULAR: mTESE ile ilgili toplam 50 video analiz edildi. Tüm videolar infertilite ile ilgilenen bir üroloji hekimi tarafından hazırlanmıştı. Kaynakları hazırlayan tıp doktorlarının %46’sı akademik unvanlara sahipti. Videolarda, en sık tartışılan konular ameliyat süresi (%32), mTESE işleminin başarı oranları (%58), mTESE işleminde başarıyı artıran faktörler (%52) ve ameliyat sonrası komplikasyonlar (%26) idi. Videoların ortalama GQS’si 3,16±0,86 idi. DISCERN skoru kullanılarak kaynakların güvenirliği değerlendirildiğinde videoların ortalama puanı 2,19±1,4’dü. DISCERN’den tam puan alan video yoktu. GQS ve DISCERN değerlendirme puanı ile videoların diğer karakteristik değişkenleri arasında korelasyon yoktu.
SONUÇ: Çalışmamızın sonuçları, mikro TESE ile ilgili YouTube’daki Türkçe kaynaklarda bilgi düzeyinin kabul edilebilir düzeyde olduğunu ancak bilimsel güvenilirliğinin düşük olduğunu göstermektedir. Bu nedenle, doğru ve güncel bilgileri içeren, bilimsel gerçeklere sade bir dille atıfta bulunan kısa ve öz videolar, ilgili dernekler tarafından hazırlanmalıdır.
OBJECTIVE: In this study, our aim is to evaluate the quality and reliability of Turkish videos associated with mTESE on YouTube.
MATRERIAL and METHODS: YouTube’s search function was used to find videos associated with mTESE. On April 1, 2022, systematic research was performed using the term “micro TESE”, covering the last 5 years in order to be up to date. The first 50 videos were included in the study. The quality of the videos was evaluated using the Global Quality Score (GQS). The modified DISCERN scale was used to evaluate the reliability of the videos.
RESULTS: A total of 50 videos associated with mTESE were analyzed. All videos were prepared by a urologist who deals with infertility. 46% of the medical doctors had academic titles. The most frequently discussed topics in the videos were operation time (32%), success rates of the mTESE procedure (58%), factors that increase the success of the mTESE procedure (52%), and postoperative complications (26%). The mean GQS of the videos was 3.16±0.86. When the reliability of the sources was evaluated using the DISCERN score, the mean score of the videos was 2.19±1.4. There were no full-rated videos from DISCERN. There was no correlation between the GQS and DISCERN evaluation score and other characteristic variables of the videos.
CONCLUSION: The present study shows that the level of knowledge in Turkish sources on YouTube associated with micro TESE is at an acceptable level, but its scientific reliability is low. Therefore, short and concise videos that contain accurate and up-to-date information and refer to scientific facts in plain language should be prepared by the relevant associations.

9.
COVID-19 enfeksiyonunun erkek cinsel fonksiyonları üzerindeki etkisi ve risk faktörleri
The impact of COVID-19 infection on sexual functions of males and associated risk factors
Emre Salabas, Hüseyin Cihan Demirel, Semih Türk, İbrahim Halil Baloğlu
doi: 10.24898/tandro.2022.57984  Sayfalar 191 - 198
AMAÇ: Bu çalışmanın amacı COVID-19 hastalığı sonrasında oluşan erkek cinsel disfonksiyonunun incelenmesi ve risk faktörlerinin araştırılmasıdır.
GEREÇ ve YÖNTEMLER: Bu çalışma PCR ile onaylanmış COVID-19 tanısı alan erkeklerin enfeksiyon öncesi ve sonrasını, International index of erectile function-15 (IIEF-15) formu ve alt başlıkları ile sorgulayan ve risk faktörlerini inceleyen ilk uzunlamasına çalışmadır. 2020-2021 yılları arasında 114 erkek hastaya IIEF-15 formu ilk tanı anında ve 3 ay sonra olmak üzere 2 defa uygulanmıştır.
BULGULAR: Ortanca yaş 49 yıl (IQR: 29-58.5) olan hastalarda ortanca IIEF-EF skoru 24’den 20’ye (p=0,001) düşmüş, ayrıca orgazm (9’dan 8’e,p=0,01), cinsel istek (8’den 7’ye,p=0,001), cinsel tatmin (11’den 8’e,p=0,001) ve genel tatmin (8’den 7’ye,p=0,001) dahil tüm alt gruplarda da anlamlı düşüş saptanmıştır. Klinik anlamlı IIEF-EF düşüşü olan hastalarda, anlamlı oranda daha yüksek diyabet (%37 vs %13,8, p=0,01), hipertansiyon (%40,7 vs %20,7, p=0,04), sigara içiciliği (%40,7 vs %20,7, p=0,04), pnömoni (%44,4 vs %23,0,p=0,03) ve daha düşük oranda halsizlik (%66,7 vs %86,2, p=0,02) gözlemlenmiştir. Çoklu değişken risk analizinde pnömoni (OR: 3,55,p=0,02) ve halsizlik semptomu (OR: 0,22,p=0,01) klinik anlamlı IIEF-EF düşüşünün (IIEF > 4) anlamlı bağımsız risk faktörleri olarak saptanmıştır.
SONUÇ: COVID-19 vakaları kliniğimize ürolojik semptomlar ile başvurabilirler. Bu enfeksiyon, erektil fonksiyonlar, orgazm, cinsel istek ve tatmin dahil olmak üzere cinsel fonksiyonların hepsinde bozulmaya sebep vermektedir. Hastaların üçte birinde erektil disfonksiyon şiddetinde bir seviye artma görülmüştür. Pnömoni ve halsizlik semptomları, enfeksiyon sonrası sertleşme sorunu için prediktif faktörlerdir. Pnömoni, üriner urge semptomu ve diyabet, erektil fonksiyon dışındaki IIEF alt gruplarında da bozulmaya sebep olabilir. Endotelyal disfonksiyonun, COVID-19 kaynaklı cinsel disfonksiyon ile ilişkili olması muhtemeldir.
OBJECTIVE: The objective of this study is to investigate the sexual dysfunction(SD) occurring after COVID-19 disease and possible risk factors.
MATRERIAL and METHODS: This is the first longitudinal study comparing the sexual health of males, prior and latter to PCR confirmed COVID-19 diagnosis using the all domains of International index of erectile function-15 (IIEF-15) questionnaire and investigating the risk factors for SD. Between 2020-2021, 114 male patients were included and surveyed by IIEF-15 twice, at the time of diagnosis and after 3 months.
RESULTS: Median age was 49 years (IQR: 29-58.5). Median IIEF-EF score decreased (24 to 20,p=0.001) and there was also a statistically significant decline in all domains of IIEF-15 including orgasm (9 to 8,p=0.01), sexual desire (8 to 7,p=0.001), sexual satisfaction (11 to 8,p=0.001) and over satisfaction (8 to 7,p=0.001). Patients with an IIEF-EF decrease > 4 (n=27, 23.7%) had significantly higher rates of diabetes (37% vs 13.8%, p=0.01), hypertension (40.7% vs 20.7%, p=0.04), smoking (40.7% vs 20.7%, p=0.04), COVID-19 pneumonia (44.4% vs 23.0%, p=0.03) and lower rates of fatigue (66.7% vs 86.2%, p=0.02) than the other group Pneumonia (OR: 3.55,p=0.02), and fatigue (OR: 0.22,p=0.01) were significant independent risk factors of minimally clinically significant IIEF-EF decrease (>4).
CONCLUSION: COVID-19 cases may present with urologic symptoms to our outpatient clinics. The disease causes deterioration in all aspects of sexual function, including erectile function, orgasm, sexual desire and satisfaction of the patients. A third of patients face a decrease of one rank in erectile dysfunction severity. Pneumonia and fatigue symptoms are significant risk factors of post-COVID-19 erectile dysfunction. Pneumonia, urinary urgency symptom and diabetes mellitus increase the risk of deterioration in IIEF domains besides erectile function. Endothelial dysfunction may be one of the causes of post COVID-19 sexual function decline..

DERLEME
10.
Obezitede cinsel yaşam ve hemşirelik yaklaşımı
Sexual life and nursing approach in obesity
Ebru Cirban Ekrem, Melike Kahveci, Özlem Demirel Bozkurt
doi: 10.24898/tandro.2022.84755  Sayfalar 199 - 203
Cinsellik fizyolojik, biyolojik ve psikolojik olarak insanların yaşamında önemli rolü olan bir eylemdir ve cinsellik insan hayatındaki birçok faktörden etkilenmektedir. Obezite ise dünyada görülme oranı gittikçe artan küresel bir sağlık sorunudur. Obezite kadınlarda ve erkeklerde cinselliği çeşitli patofizyolojik mekanizmalarla, farklı şekil ve boyutlarda etkilemektedir. Bireylerdeki mevcut risk faktörlerinin ve komorbiditelerin tanı ve tedavisi, obezitesi olan kişilerde yaşam kalitesinin iyileştirilmesinde ve cinsel işlev bozukluğunun önlenmesinde belirleyici bir faktördür. Bireyin cinsel yaşam ile ilgili bir sorun çözüme kavuşturulduğunda aynı zamanda biyopsikososyal sağlığının da olumlu etkileneceği göz ardı edilmemelidir. Obez bireylere yönelik cinsel danışmanlık konusunda hemşirelerde, bireylerin yaşam kalitesini ve cinsel yaşam kalitesini arttırıcı faktörlere vurgu yapmalıdır. Hemşireler obez bireylere cinsel yaşam ile ilgili danışmanlık verirken, kullanılabilecek modellerden birey için uygun olanı tercih etmelidir. Bu derlemede kadın ve erkek obezitesinin cinsel sağlık ve cinsel yaşam üzerine etkisini, obeziteye bağlı komorbiditeleri, cinsel işlevselliği ve obezitede hemşirelik yaklaşımını literatür doğrultusunda incelemek amaçlandı.
Sexuality is an action that has an important role in people’s lives physiologically, biologically and psychologically, and sexuality is affected by many factors in human life. Obesity is a global health problem with an increasing incidence in the world. Obesity affects sexuality in men and women with various pathophysiological mechanisms, in different shapes and sizes. Diagnosis and treatment of existing risk factors and comorbidities in individuals is a decisive factor in improving quality of life and preventing sexual dysfunction in people with obesity. It should not be ignored that the biopsychosocial health of the individual will also be positively affected when a problem related to sexual life is resolved. In terms of sexual counselling for obese individuals, nurses should emphasize the quality of life of individuals and the factors that increase the quality of sexual life. While giving counselling to obese individuals about sexual life, nurses should choose the models that are suitable for the individual. In this review, it was aimed to examine the effects of male and female obesity on sexual health and sexual life, obesity-related comorbidities, sexual functionality and nursing approach in obesity in line with the literature.

11.
Kadına yönelik şiddet, cinsel şiddet ve hemşirenin sorumlulukları
Violence against women, sexual violence and nurses responsibilities
Esra Güler, Nülüfer Erbil
doi: 10.24898/tandro.2022.38159  Sayfalar 204 - 213
Kadına yönelik şiddet, geçmişten günümüze kadar insanlığın bütün çağlarında var olan hem ülkeler arasında hem de ülkeler içinde önemli farklılıklar gösteren, dünya çapında karşılaşılan ve çözülemeyen bir halk sağlığı problemidir. Ataerkil kültürün devamlılığını sağlama, geleneksel cinsiyet rolleri, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, yasa ve politikaların eksikliği, COVID-19 süreci gibi yerel ve küresel faktörler kadına yönelik şiddetin devamlılığına neden olmaktadır. Şiddet, kadının yaşam evrelerinde fiziksel, cinsel, ekonomik, psikolojik ve siber zorbalık olarak kendini göstermektedir. Toplumun temel yapı taşı olan aile içerisinde yaşanan şiddet, bazen doğrudan bazen de dolaylı olarak şiddete maruz kalan kadın tarafından yetiştirilen çocuğu ve dolayısıyla toplumun geleceğini de etkilemektedir. Şiddete maruz kalan kadınların hayatlarının her döneminde şiddetin izlerini ve sağlığa olumsuz etkilerini görmek mümkündür. Bunun için aile içi şiddetin farkına varılması, şiddet yaşantısında kadına yardım ve destek kaynakların tanıtılması, yasalar ve eylem planlarının etkinliğinin artırılması önerilmektedir. Hemşireler, toplumdan izole olmuş ve şiddete uğramış kadınların evleri dışında ilişki kurabilecekleri ve etkileşimde bulunabilecekleri kilit rolü olan sağlık profesyonelleridir. Hemşireler, şiddet mağduru kadınların belirlenmesinde, risk grubunda olan kadınların desteklenmesinde, bakımında, sorunların ve çoklu mağduriyetin önüne geçilmesi için etkili müdahale programlarının geliştirilmesinde rol almalıdır.
Violence against women is a worldwide public health problem that has existed in all ages of humanity, from past to present, with significant differences both between and within countries. Local and global factors such as ensuring the continuity of patriarchal culture, traditional gender roles, gender inequality, lack of laws and policies, and the COVID-19 process have caused the continuity of violence against women. Violence manifests itself as physical, sexual, economic, psychological and cyber bullying in the life stages of women. Violence experienced within the family, which is the basis of society, sometimes directly or indirectly affects the child raised by the woman who is exposed to violence, and therefore also the future of the society. It is possible to see the traces of violence and its negative effects on health in every period of life of women who are exposed to violence. For this, it is recommended to be aware of domestic violence, to introduce the resources to help and support women in the experience of violence, and to increase the effectiveness of laws and action plans. Nurses are health professionals who have a key role in which women who are isolated from the society and who have been subjected to violence can establish relationships and interact outside their homes. Nurses should take a role in identifying women victims of violence, supporting and caring for women in the risk group, and developing effective intervention programs to prevent problems and multiple victimization.

12.
Postmenopozal dönemde görülen vulvovajinal atrofi yönetiminde güncel uygulamalar
Current practices in the management of vulvovagınal atrophy in postmenoposal perıod
Nurgül Şimal Yavuz, Nebahat Özerdoğan
doi: 10.24898/tandro.2022.35651  Sayfalar 214 - 220
Vulvovajinal atrofi (VVA), menopoz dönemindeki kadınlarda ortaya çıkan östrojen yoksunluğunun neden olduğu vulva ve vajinadaki mukus ve dokuların incelmesinin bir sonucudur. Kadın vücudundaki östrojen uyarımı, ürogenital sistemin normal anatomisinin ve fizyolojisinin korunmasından sorumludur. Toplam vücut östrojeninin üretimi ve miktarı azaldıkça, salgılar azalmakta ve genitoüriner dokular atrofik hale gelmektedir. Bu durum beraberinde birçok belirtiye neden olmaktadır. VVA’nın başlıca belirtileri vajinal kuruluk, tahriş, kaşıntı ve yanma hissidir. Bu belirtilerle birlikte vajinadaki kayganlığın azalması, kadınlarda disparoni ve koital kanamaya neden olmaktadır. Tüm bu değişikliklerle ilişkili olarak cinsel işlev bozukluğu ve cinsel aktivitenin azalması gibi sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenlerle VVA, kadının yaşamını önemli oranda etkileyen ve yaşam kalitesini düşüren ciddi bir problemdir. VVA’nın yönetimine yönelik son yıllarda farklı uygulamaların gündeme geldiği ve deneysel çalışmaların özellikle uluslararası alanda aktif olarak sürdürüldüğü görülmektedir. Bu derleme makalesinde amaç, postmenopozal dönemde sıklıkla görülen vulvovajinal atrofinin yönetiminde kullanılan güncel uygulamaların incelenmesidir.
Vulvovaginal atrophy (VVA) is the result of thinning of mucus and tissues in the vulva and vagina caused by estrogen deprivation that occurs in menopausal women. Estrogen stimulation in the female body is responsible for maintaining the normal anatomy and physiology of the urogenital system. As the production and amount of total body estrogen decreases, secretions decrease and the genitourinary tissues become atrophic. This situation causes many symptoms. The main symptoms of VVA are vaginal dryness, irritation, itching and burning sensation. Decreased lubricity in the vagina along with these symptoms causes dyspareunia and coidal bleeding in women. Associated with all these changes, problems such as sexual dysfunction and decreased sexual activity may occur. For these reasons, VVA is a serious problem that significantly affects women’s lives and reduces their quality of life. It is seen that different applications for the management of VVA have come to the fore in recent years and experimental studies are actively carried out, especially in the international arena. The aim of this review article is to examine current practices used in the management of vulvovaginal atrophy, which is frequently seen in the postmenopausal period.

13.
COVID-19 pandemisinin erkek cinsel sağlığı ve semen parametreleri üzerine etkileri
Effects of the COVID-19 pandemic on male sexual health and semen parameters
Hakan Görkem Kazıcı, Ahmet Emre Yıldız, Erhan Ateş
doi: 10.24898/tandro.2022.62144  Sayfalar 221 - 227
COVID-19 pandemisi vücudumuzda birçok organ ve sistemi etkilediği gibi genitoüriner sistem ve cinsel sağlık üzerinde de olumsuz etkilere neden olmuştur. Bu derlemede COVID-19 pandemisinin erkek cinsel sağlığı üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Literatürdeki verilere göre COVID-19 pandemisi sürecinde erkeklerde erektil disfonksiyonda artma, ejakülasyon süresinde kısalma, semen parametrelerinde bozulma olduğu ve cinsel alışkanlıkların pandemi sürecinden etkilendiği saptanmıştır.
The COVID-19 pandemic has had negative effects on the genitourinary system and sexual health, as well as affecting many organs and systems in our body. In this review, the effects of the COVID-19 pandemic on male sexual health were evaluated. According to the data in the literature, it has been determined that during the COVID-19 pandemic, men have increased erectile dysfunction, shortened ejaculation time, impaired semen parameters, and sexual habits have been affected by the pandemic process.

14.
COVID-19 pandemisi ve kadına yönelik aile içi şiddet
COVID-19 pandemic and domestic violence against women
Gizem Yıldız, Nülüfer Erbil
doi: 10.24898/tandro.2022.09327  Sayfalar 228 - 233
Bu derlemenin amacı, COVID-19 pandemisinde kadına yönelik aile içi şiddeti literatür doğrultusunda incelemektir. Bu derleme için, “Google Akademik” ve “PubMed” veri tabanlarından “COVID-19”, “aile içi şiddet”, “intimate partner violence” ve “kadına yönelik şiddet” anahtar kelimeleri ile tarama yapılmıştır. COVID-19 pandemisi, evde kalma sürelerini artırmış, ailelerin birlikte daha fazla zaman geçirmesine neden olmuştur. Pandemide hem dünyada hem de Türkiye’de toplumsal izolasyon ve sosyal mesafe önlemleri, bireylerin ekonomik, sosyal, fiziksel ve psikolojik sorunlar yaşamasına neden olmuştur. Bu durumun kadına yönelik aile içi şiddet risk faktörlerini artırdığı bulunmuştur. Kadına yönelik aile içi şiddeti önlemek, etkilerini azaltmak için kadının güçlenmesi, çalışma hayatına katılımının sağlanması, danışmanlığın artırılması, yardım platformlarının kurulması, kadın sığınma evlerinin sayısının arttırılması ve caydırıcı yasal düzenlemelerin getirilmesi önerilir.
The purpose of this review is to examine domestic violence against women in the COVID-19 pandemic in line with the literature. For this review, the keywords “COVID-19”, “domestic violence”, “intimate partner violence” and “violence against women” were searched from “Google Scholar” and “PubMed” databases. The COVID-19 pandemic has increased the length of stay at home, causing families to spend more time together. Social isolation and social distance measures both in the world and in Turkey during the pandemic have caused individuals to experience economic, social, physical and psychological problems. It has been found that this situation increases the risk factors for domestic violence against women. In order to prevent domestic violence against women and reduce its effects, it is recommended to empower women, ensure their participation in working life, increase counseling, establish aid platforms, increase the number of women’s shelters and introduce deterrent legal regulations.

ANDROLOJİ YAYINLARI VE KONGRE TAKVİMİ
15.
Androloji Yayınları ve Kongre Takvimi
Publications and Congress Calendar of Andrology

Sayfalar 234 - 236
Makale Özeti | Tam Metin PDF

LookUs & Online Makale